|
ÜÇÜNCÜ SAYFA MÜNÂCÂTI
Dualar ayazda.
Yürek donda.., boranda.!
Ya aşk…?
O ezelden ölümün koynunda.!
Aklım sessiz sedasız üçüncü sayfalarda boğuluyor. Usulca deliriyorum da, bunu
henüz kimseler bilmiyor. En son ne zaman öptüm dolunayı alnından, en son ne
zaman filiz verdi yüreğim…?
Kaç kez ölüm dokundu da kalbime sonra kalbim eceli yuttu. Ölümü de mi küstürdüm?
Yoksa ben mi küstüm hayatın tüm dokunuşlarına…
Bilmiyorum…
Bildiğim:
Aşka düştüm,
Leylamsı..
Aşkla yoğruldum,
güneş kırmızısı..
Aşkına inandım,
en çocuk bakışlı…
Ancak şimdi, ya şimdi…?
Şair olmak acı veriyor bana.! Ağlamak yetmiyor ki. İçim kaskatı hüzün kesmiş..
Saçlarıma aklar düşürene yemin ederim ki.., her şeye rağmen ben sadece sevdaya
inanıyorum..
Ordaysan ve hala kalbinin filiziysem dön gel…
Ve.., ört üstümü ey sevgili!
Üşüyorum…
Gittin de bu zalim gidişten habersiz miyim?...
Beni kimlere bıraktın?
Son sözü söylemeden gitmek olur muydu?
Gözlerim pusulasız kaldı şimdi. Yolunu bulamıyor…
Çalan hep aynı şarkı… Sesini duymasam da biliyorum çalan hep aynı şarkı…
Hani nakaratı intihar olan!
Gitme dedim sana… Gitme!
Şimdi gitme demenin telaffuzunun yürekte nasıl bir ağırlık bıraktığını
öğreniyorum…
Öğrendim artık.., n’olur gitme!
Sana cannn derken tüm diriliğimi bırakıyordum oysa…
Cannn..,gitme…!
Namlulara gark etme yüreğimi. İnan bana o denli güçlü değilim ben. Dayanamam…
Susarak dillendiririm de dualarımı, susarak çağırırım seni kayıp kuytuma…
Duymaz mısın, hissetmez misin sana ram yanmışlığımı?
Yusuf dedim sana çünkü o denli yakışıyordun ki kuyuya…
Tarifsiz..
Sen kuyuydun, kuyu sen…
Fecr-i şimalîn şavkı vurmuştu saçlarına…
Kuyuna girmek, öznesi gözlerin olan düşlerimi anlatmak istedim..
Gecelerinin nazlı kızı olacaktım. Bir ben koklayacaktım ellerini..
Ellerin toprak kokar Yusufum ve ben ellerinde ki toprak kokusunu çok sevdim…
Bekleyebilir misin dedin. Evet dedim. Sana bekleyebilmenin ummanlar dolusu
gerçeğini haykırdım.!
Oysa ben kuyunda da yaşayabilirdim. Bunu anlatamadım galiba. Ya da sen anlamak
istemedin..
Hadi dön artık.! Sensiz ikindilerin tümü mülteci…
Sen ellerimi tutmazsan uçurum olur gece…
Sen mor ufuklardan esmesen ruhuma, ruhum intiharı soluklar… Güneş ışınları buz
tutar, buz tutar yürek coğrafyam…
Kala kalırım üçüncü sayfalarda…
Tepe taklak olurda umutlar, kımıldamaz gözlerim… Her nevi hıçkırıklara abanır
yüreğim…
Ağlarım. Ağlarım. Ağlarım…
Buralar çok soğuk ey ismi melâl melâl!
Pencereyi açıcam da.., yürektesin üşütürsün diye korkuyorum…
Neler oluyor dağlarının yamaçlarında bilmiyorum.. Uzakta kaldım hayatın
akışından, cahilim.!
Alıngan kelimeler yuvarlanıyor dilimde. Bu sebeple konuşmam geceyle.
Konuşmam, kendimle bile..
Bir münâcât etmeyi bilirim, sızlayarak..
Tüm tebessümlerden muafım. Güngörmez saatler, boyuna kanarım…
Boşuna değil keremsiz gecelerde bimecal kalışım.
Boşuna değil şehrin yalınayak kaçışı heyulâmdan..
Elbet terennüm eder her dem nağmelerin halecanım…
Çakılırımda eşiğine kentin, insanlar yoruldum sanırlar. Bilmezler, bilmezler.!
Aşkı yorucu sanırlar. Oysa aşk sonsuz dinginliktir… Bu dinginlik korkuturda
onları, yüreklerini savururlar.
Herkes aşkı benim gibi kutsayamaz cannn…!
Kanaatkâr bir sevdalıyım ben..
Bu kadarı yeter gördüysen bana hiç itiraz etmem yanarımda bir ömür sana ömrüm
derim yine de.
Bana reva gördüysen sensizliği bu amansız kalışındandır derim.
Bir başıma kalırımda ben, tamahkârdır bu ‘’kavmin veletleri’’ yağmalarlar senden
bana kalan incileri…
O vakit durmam.! Muhacir kızı dedirtirimde kendime…, incilerimi yağmalamalarına
eman vermem.
Kaçarım… Kendimi bırakırımda ortada, incilerimi bırakmam. Bırakamam..!
Sen gitsen de ben buradayım… Ben buyum… Ben sevdayı delilik diye adlandıranım..
Günler değil yıllar devrilse de gidişinin üzerinden bilmeni isterim ki..,
sen her daim halecanımsın…
. aralık
. bağrım da yirmi bir a- ra- lık
Ayşe EYYÜPKOCA |