SOKAĞIN DİLİ

 

“Fesleğen kokulu sokak..” Bu bir mısra mı yoksa bir hikaye ya da bir deneme kitabında okuyup da notlarımın arasına aldığım bir cümlenin öznesi mi? Şu anda hatırlayamıyorum. Önemi de yok zaten. Şimdi önemli olan böyle bir sokağa duyduğum müthiş özlem...

Bu ifade beni geçmişe götürüyor, çocukluğuma, onun bereketli iklimine... Zaten geçmişimizde güzel sayfalar olmasa gelecek için güzel sayfalar yazabilir miydik?

Gazellik hangi zamana ait olursa olsun dinmeyen kâlp ağrımız, ezeli sevdamız. Sevda dedim de, evet sevda vardı o güneşli günlerimizde ve bereket...

Nereye baksak onlarla karşılaşırdık... Diyelim ki, şu çeşmenin adı “Sevda çeşmesi”dir. Serin sularından içer, bağa, bahçeye giderken bu çeşmenin başında dinlenenlerden sevda ve bereket hikayeleri dinlerdiniz. Tarlalardan, bahçelerden genç kızların savda manileri gelirdi kulağınıza...

Bağ ve bahçe bozumlarında her nimet komşularla da paylaşılır, ayrıca kurdun, kuşun nasibi de ayrılırdı. Paylaşmanın derin hazlarıyla mevsimden mevsime koşar, ömür defterine sevda ve bereket sayfaları eklerdik. Karanlıktan korkmazdık üstelik. Çünkü aydınlıktı yüreklerimiz. Yaz hüzzam’la biter, kış, nihavent’le başlardı.

Şehir mi? Sadece adını duyardık o zaman. Üstelik teyp icad edilmemişti. Bu yüzden türküleri ablamızdan, masalları ninemizden dinlemenin o bir daha geri gelmez günleri içindeydik. Irmak görmeyen, sulara girmeyen, ağaçlara tırmanmayan, dağlara çıkmayan nesilden değildik çok şükür.

Bütün bunlar, geçmişe takılıp kalmak mıdır? Elbette hayır! Geçmişin geleceğe taşınabilecek fotoğraflarıdır bunlar.

İmkansızlık mı diyeceksiniz yoksa hayal mi? Derim ki, hangi gerçek önce hayal değildir ki... Üstelik de bunlar yaşanmış ve belgeleri olan gerçekler...

Mustafa Özçelik

 

Geri Ana Sayfa Arkadaşına Gönder

Yukarı