|
ŞİİR VE HAYAT
1.
Şiir, direnmenin ve karşı koymanın da adıdır. Çünkü şair, hayatla; hayat, şairle
asla barışık değildir. Olamazlar da....Bu nedenle hep kavga vardır aralarında...
Şairin konuşmasıyla başlayan bu kavgada hayat, onu hep yenik düşürmek ister.
Şair ise direnir. Istıraplarla bilenir. Belalarla tanışır. Heva ve heves üzere
kendini biçimlendiren hayat, şairin sesinden sürekli rahatsız olur.
Çünkü uyarıcıdır şairin sözleri...
Kimi kez, serinlik sunar yüreklere, kimi kez kurşuna dönüşür kelimeleri...
Durmadan, en emin görünen yere, etrafındakilere bir avuç toprak serperek girer.
Bir gönüle girmenin heyecanını şairden başka en iyi kim bilebilir ki...Bundandır
ki, Hassan b. Sabit, onurlu bir örnektir şairin önünde. Aşağılanmaya boyun
eğmeyen, zulme karşı çıkan, sesini yükselten, mazlumun yüreğine ümit,
zaliminkine korku salan bir örnek...
Ne var ki, aykırı bir konuma tutsak oldu şairlerimiz. Şairi susan, haykırmayan
bir millet ne yapsa boşunadır. O zaman bir aldanışın ve aldatışın sesi olur
şiir.
O zaman şiir, hayata yenik düşmüş demektir.
2.
“Yürür rahmana doğru binler
Binler bilinir
Bedenleri kurşun bahçesidir....”
Bu mısralar, hayata karşı duran bir şaire, Mevlüt Ceylan’a ait. Şair, zulme,
aşkla, umutla, inançla karşı çıkmanın ülküsünü dile getiriyor.
Edip Gönenç’te de aynı tarzda şiirleri olan bir şair. Söyleyişleri farklı olsa
da söyledikleri aynı ikisinin de... Onda da Afganlı dile geliyor ve şöyle diyor:
“Biz ki kurşunların yırttığı
Yahut zulmün sıyırdığı bir semada
Küfre başkaldırmanın erdemini
Sığınak eylemişiz vicdanımıza
Cephenin gerisinde
Yaşamayı kurşun gibi ağırlaştırmış
Hatıralar infilakı
Teselliye muhtaç bir dünyada
Külfettir
Kurşuna misal olan bakışlarımızı...”
3.
Şairlerimizin yüreklerinde yeni Endülüs acıları....Öyleyse şiir konuşacak ve
hayat susacak demektir.
4.
Burada konuya bir başka açıdan şöyle de bakabiliriz. Mesela kelimeleri,
kavramları konuşabilir, bizim için ne ifade ettiklerini, ne ifade etmeleri
gerektiğini sorgulayabiliriz.
Çünkü kelimelerle düşünüyor, konuşuyor ve yazıyoruz. Davranış ve eylemlerimize
biçim ve yön veren, muhteva kazandıran da onlardır.
Soralım şimdi, sanat, edebiyat, uygarlık, aşk, kin, demokrasi...Ne ifade ediyor
bu kelimeler bizim için?
Mesela, Bosnalı bir çocuğun dilinde “gündüz” ne anlama gelir, “gece” ne
demektir?
Çeçenistan’da evlerin balkonlarında hanımelleri açar mı?
Pazar filelerinde babalar ne taşırlar evlerine?
Gazeteler hangi haberleri yazar?
Fotoğraf makineleri, kameralar utanç duyarlar mı?
Sahi, Keşmir’de bir çocuk nasıl bakar ay’a, yıldızlara? Gülün kırmızısını mı
görür daha çok yoksa kanın kırmızısını mı?
Irmaklar yas tutar mı içinde taşıdıkları şehit cesetlerine?
Sabah ne zaman başlar, akşam ne zaman olur ? Aradan bir gün değil de asırlar mı
geçer?
Yıkılan sadece Mostar köprüsü müdür, evler, camiler midir ?
Bosnalı çocuğun şarkısı bize emanet.
Böylece hayat ve ölüm şiirleri ne anlama geliyor? Bir daha düşünelim. Bakın ne
diyor Bosnalı çocuk Erdem Beyazıt’ın diliyle:
“Ben Bosnalı çocuk: Müslümanlar!..
Size şarkımı emanet ediyorum
Bir de uçsuz denizlere akan nehrin
Sularına salıverdiğim ellerimi
Bileklerinden kesilmiş...”
Mustafa
Özçelik |