MANA

 

“Mana”, bu ismi ben takdım ona, isimsiz olduğundan değil, ismini bilmediğimden de değil. Aslında hani teknoloji var ya! Onunla bulabilirdim gerçek ismini. Ancak “Mana” demek daha manalı geldi bana bu manasız Dünya’da...

 

“Mana” yanık bir yüz Lübnan’da, kopmuş bir bacak Irak’ta, kafasız bir beden Kongo’da. “Mana” uzanmış ama uzanamamış bir el dünyada.

 

“Mana” nın lügatı henüz üç beş kelime, dünyası annesi, babası.

“Mana” için kendi kısacık tarihinde insanlık tarihinin  en büyük icadı filan yok. Teknoloji uzak diyaralar, uzak diyarlarsa evin çitinin arkası.

“Mana” nın  menüsü üç kalem, boyu yarım dirhem, çekirdek olmaya ise uzun yıllar var.

 

“Mana”nın annesi babasına sabır kelimesi; değil taşları, değil dağları çatlatmak, çatlaklara okyanusları doldurmak ama yine de içindeki koru söndürememek demek.

 

“Mana” manasını yitirmiş belki de hiç sahip olamamış katili için önce bulanık, sonra kanlı bir yüz.

“Mana” reyting kölelerinin en mânâlı karesi.

“Mana” kavgada yumruk aranmaz arsızlarının anlık propagandası, unutulması en kolay hatırası.

“Mana” barışı sadece söylemden mülhem arabulucuların görmezden geldiği savaş kazası.

“Mana”nın fotoğrafının manası hem yaşından hem başından daha büyük kısacası, ama “Mana”nın kendisi; anlamsız dünyanın, anlamsız bir zaman arası.

 

“Mana”, bu ismi ben takdım ona, manaların en büyüğüne Hakk’a inandığım bu gecede...

Zannımca “Mana”nın duaya ihtiyacı yoktur bu gece. Zira o mazlumların ebedî dünyası cennetin bir köşesindedir.

 

Ama aczimin yanında küçücük kalmış zannımca bu gece edeceğimiz duaların, gözyaşımızdaki sessiz çığlıkların bir mânâsı olmalı hâlâ zalimin dünyasında yaşayan binlerce mazlûm “Mana”lar adına.

Adem MELEKE

 

Geri Ana Sayfa Arkadaşına Gönder

Yukarı