KALIPLARI ZORLAMAK

       

Bazı istisnaların farkına varmak güçtür. İnsan da böyledir. Kısmen de olsa bir   

insanın anlayamadığımız yanları vardır. Bilinen tarafları ifade etmek veya açığa

çıkarmak pek de zor bir durum değildir. Toplum yapısına paralel gelişme

gösteren davranışları; alışkanlık haline gelen tavırları anlamak pek kolaydır.

İnsan insanın aynasıdır bu tür gelişme veya benzeşmeleri yansıtır. Ancak her

insan da olmayan bazı durumlar vardır ki bu durumları anlamak, bir insanda bu

anlayışın oturduğunu görmek o anlayışı tespit ve tahlil etmede bizi belirsizlikle

baş başa bırakabilir. Zira insana tabiatın, şartların ve çevredeki insanların

verdiği, edindirdiği veya kazandırdığı değişiklikler belki kolaylıkla anlaşılabilir.

Ama bazı insanlar ne o tabiatın ne o insanların etkisine kapılırlar. Kendi

özellikleriyle, ilkeleriyle baş başa bir hayat sürerler ki bu gibi durumları

insanların bazılarında görmek nadirdir. Esasında kimliklere yansıyan tavırlar,

düşünceler halkın içinde olmanın verdiği genel bir eğilimden kaynaklansa da

insan nesebinin uzantılarını düşünmek de elzemdir.
        

 

Bir fikri farklı algılamak, onu değişik düşünmeye iten temel nedenler; insanların

farklı yaşantılarının her ne kadar etkisi olsa da, yeniliklere ve değişimlere açık

olmakla izah olunan bir durumdur. Muhakkak toplumun bir değişimi vardır ama

bunun ekseni ve sirayetinin oranı veya etkisi önemlidir. O etki çok ağır ve

düşük oranda gelişme gösterdiğinden dönüşümü hızlandırmadığından sonucu

ulaşmada aksaklıklar meydana getirebilir. Bu nedenle etkiler hayatımızda

önemli yerlere sahip olduğundan anlayışlarımızın da değişmesi kaçınılmaz

olmalıdır. Ama bu dönüşüm çok geç tezahür ettiğinden bireyler toplum gibi

düşünmeye başlamaktalar, dolayısıyla insanı istisnalar dışına itmemektedir.

 

Ön yargılarımızın da davranışlarımızı belirlemede önemli bir rolü vardır. Aslında

bunu öngörü olarak ele almak belki daha doğru olacaktır. Yapılan her davranış,

hareket bir önceki veya önceden meydana geldiğinden veya yapıldığından ya

aynısı tekerrür etmede veya örnek alınarak benzeri ortaya konulmaktadır. Ön

yargısız bir insanı düşünmek neredeyse imkânsızdır. Bunun nedeni de görülen,

yaşanılan, tercih edilen, bizlere sunulan bir hayatı olduğu gibi veya benzeri

kabul edişimizdendir. Öngörülerimizde, önyargıların iç içe geçmişliği etkileşimi

vardır. Yeni bir şeyler düşünmek, fikirler geliştirmek, farklılıkları ilk kez hayata

geçirmek gibi bir düşünce içine girilemeyişi de bu düşüncelerin taklitten öteye

geçemediğinin bir göstergesidir. Buna paralel olarak önyargısız düşünce

sistemi nasıl gelişebilir? Böyle bir soruya doğrudan cevap verebilmek biraz

güçtür. Zira bütün planlarımız, çabalarımız hemen hemen önceden teşekkül

etmiş bulunan model diyebileceğimiz şeylere dayanmaktadır. Numune, örnek,

şekil vs. türünden temayül etmiş, gelişmiş veya geliştirilmiş somutlaştırılmış

nesne veya temel olarak kabul edilen şey her ne ise ona bağlanmakta veya

benzeri ortaya çıkarılmaktadır. Usul ve kaideler zamanla aşılsa da genel

kabuller geçerliliğini bu manada korumaktadır. Her ne kadar bağımsız bir

düşünceden söz edilse de bazı fikirlerin rüzgârına kapılmak galiba insanın

tabiatında vardır.


 

Öngörü ve taklit; birbiriyle yoldaş ancak yine de yol sapağına geldiğinde

mecburiyetten yönleri farklıdır. Öngörüde kendi içinde yeniliklerin

gelenekleşmesi bir anda oluşmasına karşılık, taklitte adeta zaman önemlidir.

Bu zaman da bir an da oluşmaz. Kalıcı taklitte durum bu olmasına rağmen

geçici taklit ile ön yargının yolları ise aynı kapıya çıkabilir.
        

 

Düşüncelerimizi besleyen öngörü, önyargı, taklit, gelenek gibi durumlar

sebebiyle kendini bir çıkmazda hissetse de; kendi halinden mecburen memnun

insanların yaşayışları gibidir. Saygı, görgü kuralları ve davranışlar bütünü

içinde kendine gelemeyişimizin saikleri bu tür kalıpları bir türlü

kıramayışımızdan ileri gelmektedir. Hep aynı yönden, aynı pencereden ve aynı

gözlükle bakmak insana hiçbir şey kazandırmaz aksine monotonluğun

tahakkümünü ilelebet muhafaza ettirir.
       

 

İnsanlara değer vermenin, onları dinlemenin yolu farklı düşüncelere saygı

göstermek; fikirlerimizin daimi eseri olmamaktır. Kendi hürriyetini, kendi

haklarını düşünürken başkalarının da aynı haklara sahip olduklarını veya

olması gerektiğini bilmektir. Tek kutuplu bir hayat tarzı bağnazlığın, fikirsizliğin

bir ürünüdür.
      

 

İnsanlar insanlıklarını gösterdikleri oranda iyi ve güzel yaşamanın hazzına

erebilirler. Çile, ızdırap ve engeller mutluluklara engel olamazlar sadece

erteleme görevini yerine getirebilirler.
      

 

Onurlu ve asaletli yaşamak kuşatılmışlıktan ve kalıplardan kurtulmaktır. Karınca

misali bunun için sabırla birlikte çaba gerekiyor. İnsan kendi içindeki güzel

hasletleri ortaya çıkarmalıdır. İnsan için övgü şart değil ama toplum nazırında

takdir edilmesi önemli ve güzeldir.

 

                                                                                                 Osman Aytekin

 

Geri Ana Sayfa Arkadaşına Gönder

Yukarı