ATLAR, KAĞNI ARABALARI, SÜNGÜ VE TÜFEKLER

 

on yıl önceydi öğrendim sınır dışı ne demek

sokaktan çıkıp mahalleyi, mahalleden çıkıp şehri,

şehirden çıkıp bölgeyi, bölgeden çıkıp ülkeyi arkada bırakmakmış

bir çıkıldı mı da geri dönmek göçmen kuşlara bakıp el sallamakmış

sınır dışı demek uzaklaşmak, yabancıların arasında kalmak, yalnızlaşmakmış

çabaladıkça batmak, çalıştıkça başaramamakmış

dilsizleşmek, karanlığa düşmek, pencereden bakmayı öğrenmek ve küsmekmiş

sınır dışı vatan demekmiş

memleket demekmiş

bırakılanların her gün biraz daha hasretle büyümesi

duvarların her gün yıkılıp yeniden dikilmesi

uykuların bölünmesi

rüyaların kâbusla yer değiştirmesi demekmiş

 

“dünyanın her yerinde yaşayan insanlar varmış,

ben onları görsem de görmesem de...

dünyanın her yerinde ölen insanlar varmış

ben neden öldüklerini bilsem de bilmesem de...

dünyanın her yerinde düş görebileceğim yerler varmış

ben düşün içinde olsam da olmasam da...”

 

sürekli not tuttuğum defterlerim çoğaldı

John Locke her yolculuktan içi kağıt dolu sandıklarla dönermiş

ben taşıyamayacağım ihtimal

yazdıkça içimden demir yığınları atıyor gibiyim dışarı

şekilsiz külçeler yere düşerken hiç ses çıkarmıyor, yeri de zedelemiyor

demirden tepeler yükselttim evlerimin etrafında kimsenin göremediği

kimsenin göremediği kale duvarları ördüm istemsiz

bir alienus olarak şekilleniyordum kendi kabuğumun içinde

yersiz öfkelerim cam kırıklarını çoğaltıyor, tiz bir sesle dolduruyordu havayı

tehlikeli miydim?

tehlikede miydim?

 

insanların günlük hayatlarını izlerken ezberime alıyordum her ayrıntıyı

ne gerek vardı bunca karmaşaya?

beyaz giymiş karda kışta, (niye kışın beyaz giyilmez mi?

     giyildi diyelim üşünür mü?

     üşümenin beyazla ilgisi az mı çok mu?

     beyaz yerine siyah mı mesela?

     kim demiş, neden demiş, derdi neymiş?)

gece olunca ayıklamaya başlıyordum gün boyu topladıklarımı

kimini çöpe

kimini defterlerime

kimini dolaplara

kimini halıların altına

kimini pencereden dışarıya yolluyordum sessiz ve ışıksız

o ara tanıştım liber ile

çözüldü düğüm

koparıldı ipler

kokusu yayıldı dünyanın buram buram

           

 

“şarkı söylüyorlar       /           çığlıklar  çığlıklar

ölüm dolaşıyor evlerin odalarını         /           çığlıklar çığlıklar       

onlar nagham’da şarkı söylüyorlar    /           çığlıklar çığlıklar

kan lekesi her yere yayılırken

siyah sözler savrulurken havaya

tanklar giriyor şehre               /           çığlıklar çığlıklar

onlar şarkı söylüyorlar nagham’da: teğele ye, teğele ye

                                       teğele ye veledi zğayyar”

 

 

şiir okurduk sıralarda, uzun ve anlamlı; Osman Bey’in dersi

sır mıhlardı bizi yerimize,  

alt alta yazılı ne varsa saygı duyduk o günlerden sonra

kimini anladık, çoğunu anlayamadık belki:

“Men lebün müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi

Nitekim meste mey içmek hoş gelür hûş-yâra su

Ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr

Âşık olmış galibâ ol serv-i hoş-reftâra su” *

 

 

savaş nedir bilmezdik, okurduk tek Mehmet Akif, Tarık Buğra, Halide Edib

ezberimize çizilen sahneler vardı; atlar, kağnı arabaları, süngü ve tüfekler...

o vakitler sinema da henüz girmemişti ziyaret ettiğimiz yerler arasına

ve o vakitler daha küçüktük şimdikinden az daha

ama daha büyüktü sanki yüreğimiz, içine ne koysak sığardı

şimdi kendimizden başkasına yer kalmamış gibi; belki kirlendiğinden, belki tükenmişliğinden

zamanla çok şey öğrendik belli; ben, sen, o ve onlar

bu yüzden sormuyoruz artık hiçbir şeyi: “yağmur neden yağar?

                neden ısınır hava?

                bu ağacın adı ne?

                ve neden yaşlanır insan?...”

öğrendiklerimiz sürekli hiçbir şey bilmediğimizi işaretledi

oyun oynamaktan vazgeçtik, annemizi öpmekten ve vazgeçtik eskisi gibi konuşmaktan

sorguladıklarımız düşüncemizde yer kaplamaya başlayınca

aşkı silmesek de defterden, uyuttuk karanlık odalarımızın birinde ninnisiz:

 

“Gül âteş gülbün âteş gülşen âteş cûybâr âteş

Semender-tıynetân-ı aşka bestir lâlezâr ateş”**

 

*          Fuzuli

**        Şeyh Galib

Naz FERNİBA

 

Geri Ana Sayfa Arkadaşına Gönder

Yukarı