|
4 TEMMUZ, BİR GÜN TATİL...
Her yer tatil. “Bugün açık değiliz” tabelaları asılmış mağazaların kapılarına.
Günlerden Çarşamba. Bağımsızlık Günü sebebiyle bütün ülkede bir gün tatil. 4
Temmuz... Günün anlam ve önemini anlamak için “Bütün insanların eşit
yaratıldıklarına; yaratıcıları tarafından onlara hayat, özgürlük ve mutluluğu
arama hakkı gibi geri alınamaz bazı haklar verildiğine inanıyoruz” diye
başlayan bildirgeyi okuyorum ben de.
Tüm gün yağmur yağdı. İnsanlar bu yağmurlu, sıcak ve tatil günde ne yaptılar
bilmiyorum. Burada yaşayan insanlar ne yapar aslında bunu da bilmiyorum. Ya
evdeler, ya işteler, ya alışverişteler ya da arabadalar... Kimse kimseye bir
“merhaba”dan ve bir tebessümden fazlasını vermiyor. Kimse kimseyle
ilgilenmiyor ve kimse kimsenin umurunda değil.
Güneş kaybolup hava kararmaya başladığında dışarıdan çatırtılar duyulmaya
başladı. Bir silahtan fırlayan, filmlerde ağır çekim havada süzülen merminin
insanın içini gıcıklayan görüntüsünü anımsamak zorunda kaldım. Bütün
gürültünün nedeni havaî fişekler. Modern hayatın bana hiç de cazip gelmeyen
yeni eğlence şekli. Anılarımda çok yer kaplamasalar bile bazı ayrıntılara
sürükleniyorum istemeden.
Havaî fişek dahil her patlayan şey tehlikeli benim gözümde. Eskiden de bu
böyleydi, şimdi havaî fişek nedir bilsem de fikrim değişmiş değil. Bişkek’te bir
çocuğun bu fişekler yüzünden kaybettiği gözünü görmek beni yeterince
sarsmıştı. Sonuçta gürültücü bir şeyin iyi olması benim açımdan neredeyse
mümkün değil. Bu yüzden uzak durdum onlardan ve onlara benzeyen her
şeyden. Eğlenmek için daha şık malzemeler bulabilirim diye düşünüyorum.
Nedendir hiç çözemedim sokakta çocuklar beni gördükleri zaman üzerime o
patlayan şeylerden atmayı çok seviyorlardı. Bense çocukları yakalayıp o
patlayan şeyleri ağızlarına doldurmayı istedim hep. Yaptım mı? Hayır. Sadece
patlayan her ne varsa daha bir sevmez oldum ve her geçen gün çocuklarla
mesafem arttı. “Ben çocukken...” diye başlayan cümleler kuruyordum. Evet,
ben çocukken havaî fişek bilmezdik. Evet, ben çocukken büyüklerimizden uzak
durmayı tercih ederdik. Evet, ben çocukken hiçkimseye zarar vermeyi
düşünmezdik. Bişkek ve ben bir türlü barışamadık. Neden küsmüştük, ne
olmuştu da aramıza karanlık mesafeler girmişti, neden hatırlarken bile bu
küslük varlığını hissettiriyordu? Belki de o çocuklar farkındaydı bu küslüğün.
Geceyi süsleyen fişekler genelde yılbaşı gecelerinde çıktı karşıma. Kişinev’de
noel gecelerini aydınlatan fişeklerin renkleri penceremden evime girerken “ne
oldu şimdi?” demekten kendimi alamıyordum. Sefaletin içinden havaya uçuşan
gürültücü manzaranın bir değil pek çok tarafı abesti. Bişkek’te şehir
meydanında yapılan gösterileri sekizinci kattan görebiliyordum. Karanlığı bölen
renkler beni huzursuz ediyordu, çünkü her an alnıma bir mermi saplanacakmış
gibi geliyordu. Pencereden bakanın başına ne gelebileceği kestirilemez
sonuçta. Serseri bir kurşun yönünü değiştirebilir, bir anlık boş bulunmayla
aşağıya düşülebilir, üst kattan üzerinize her an bir sehpa fırlatılabilirdi.
İhtimaller çok.
Rusça öğretmenim Bayan Valeri’ye kaç kardeş olduklarını sorduğumda “aslında
iki” demişti. Bunun anlamını çözmek çok da kolay değildi tabiî. Soru soran
bakışlarım takıldı kaldı havada. “Yani...” dedim. Kocaman bir yani.
“İki yıl önce kardeşim yolda yürürken bir apartmanın penceresinden dışarıya
büyük bir televizyon attılar. Televizyon kardeşimin başına düştü ve öldü.”
Susmaktan başka ne yapabilirdim. Gözlerimin önünde canlanan sokağa düşen
televizyon görüntüsünü silemiyordum bir türlü. Bir daha kimseye “kaç
kardeşsiniz?” diye sormadım
ve hep apartmanlardan uzakta yürümek zorunda hissettim kendimi. Her an
-bir televizyon olmasa da bu- evde istenmeyen herhangi bir eşya benim
başıma düşebilirdi.
Her yer tatil. 4 Temmuz...
Uzun tatilleri çok seven memleketler vardır. Ve bu tatil süresince hastaneler
dahil her yer süresiz neredeyse kapalıdır. Kimse tatilde hastalanmamalıdır bu
yüzden. Ama mânidardır ki insan da hep böyle zamanlarda hastalanır. Ben
tatilleri de sevemedim işte. Her tatil dilimi içinde bir gariplik kapımı
çaldığındandır bu. Ya bende bir tuhaflık vardı ya da zaten her şey tuhaftı
bilemiyorum.
Naz Ferniba |