|
ZAMAN...
Kundağında büyüyen bir hayattır zaman. Durup dururken çıkagelen bir düş;
kapısına oturuverdi günlerimin. Gecemin elinden tuttuğu gibi yağmurlara çıkardı
onu. Bu böyle sürüp giderken benim aklım hep bir yerlerde kaldı durdu. Üstüne
üstlük; yüreğimden tutan bir güneş de bulamamışken yangın ehli gözlerimi
darıltan bu gidiş yakışık almazdı düşümce. Gücümü ben deryalara saldığım bir
çift bakışla ezdim durdum. Aklıma gelmişken cümlelerimi düşündüm uzun uzun. Niye
böyle bir yalınlık dikildi ki şiirlerime. Ben temiz bir öykü diye ağlarken,
sabırlarımı iten bu gece soğuğu girmeyecekti aklıma. Neyse sıvazlanmaya mahkum
yüreğim, bir gül demeti bulursa suskunluğunda, yeter der geçer. Malum ki
şiltesinde gönlün iki adımlık bir serüven olur hayat. Bir adımında seversin, bir
adımda ağlarsın. Yanlış anlaşılır aslında çoğu kez. Göz yaşlarının bağrına
bıraktığın bir sevda tomurcuğudur asıl. Aksine bir isyan beslemez yürek. Çünkü
der ya şair; sevmek yalın ve temiz bir sanattır diye, bu yüzden kırılganlığına
rağmen, yüreği pak, ve gönlü dik kıyamdadır sözler. Bunu böyle bilsin artık
sözlerimi eğip bükenler. Benim düşümde sağ selamet bir ömür kuruldu nasılsa.
Kirpiklerinde gözlerini düğümleyen bir yargı bulunan gece, benim fısıldayan
yüreğimden düşler kurgusunu. Ben susacaklarım bitmedikçe konuşmayacağım dedim
durdum. Zorlandı gönlüm, zorlandı ruhum. Bir peltek söz çıktı dilimden belki.
Niyetimdi asıl susmak. Ama döküldü ya bir şeyler yürekten, anlamadı kimse. Ben
şimdi uzun uzun suskunluğa yatıyorum elimde öykülerimle. Buruk bir akıl üzre
sakladığım gönlüm, artık aşikar cümleler kurmaktan korkuyor. Ne olur ey
suskunluğu hilalinde nişan olmuş gece; derme şu gölgemi. Bırak ki; bir gülistana
sakladığım bir avuç toprağım vermesin gülünü ele. Çünkü her kırılışında aynam,
bir başkasını sürüyor karşıma. Bir başka çehre, bir başka maske. Hülyaları
sürmeli uykum, yorgunluktan kalkmak istiyor artık. Gücüm kalmadı. Bu bir
bıkkınlık anlaşılmasın. Güçsüzlük gönülde. Artık bir tünel görse; hep düşleri
geliyor yüreciğimin aklına. Burası bir adam orası neresi dedi ya şair; evet ey
düşümde büyüyen zaman; orası neresi. Ben burada ne oynuyorum bilmiyorum. Bir
filiz var yüreğimde. Kökü sevda üzre aşk üzre mebni. Ben bunda bildim kendimi,
bundayım; niyedir ki yine bundan korkuyorum. Bak sen gözlerimde kıvranan zaman;
paragraf yapmaya bile gücüm kalmadı. Artık biliyor musun; öyle pek fazla “ve”
bağlacı da kullanmıyorum susarken. Bütün susuyorum. Ona, buna, şuna değil. Her
şeye. Yangınımdan küllenen her şeye. Limandan süzülen her şeye. Her şeye dair
bir suskunluğum varamma unutma ey kıvrılmaktan durulmaya an bulamayan zaman; bir
beste büyüyor derununda bir yerlerde sırrımın. Elbet dedik ya, derilir güller,
gülistan olur hayat. Ben de suskunluğu bitiririm bu besteyle. Düş bu ya. Olur
belki. Ama şimdi; ne zamana kadar olduğunu bilmediğim mestur sözlerimi çok
düşünme. Dalgalarım koynumda kıyam ettiğim zaman uykumdan, sözlerimle düşerim
çöllere. Um ki; o zaman aşikardır her şey. Sırat soylu hayatta; düşmekten
korktukça durmamaktır sevmek. Ben şimdi; bir düş daha genişini bulunca yolların,
kaldırımların giyineceğim üstüme onları ve çölleri. Şimdilik, gücüme giden
buhranında zamanın, yalnız kalmayı bile becerememek. O kadar çoğuz ki. Konuşsan
olmayacak kadar çok. Ben bir şiir söylencesi tutturup ruhumda yollanırım zamanın
bağrına. Kimseyle olmaz işim batınında yüreğimde. Ne yazık ki; zahir bir
hayattır tattığımız. Ve zahirimiz varsın böyle sezilsin. Elbet kuyulara da
kulak verecek bir yürek çıkar bir gün. Ben o zamana kadar yüreğim döndükçe,
söylenirim gönlümce. Varsın uğultu sanılsın. Kınımızda bir kılıç var adı sabır.
Ve değil mi ki; hüsranı boğar ancak o. Şimdi gölgemi çekiyorum ruhuma ve
gönlüme. Siz yaşayın durun öykünüzce. Gördüğünüz güllere selam söyleyin benden.
Ve yaşayın durun hayat dediğiniz zan ile. Eyvallah…
Yahya KURTKAYA |