|
YENİDEN DİRİLDİM...
Ömrümüz boyunca hep yarım kalanların arkasından bakar, kaybettiklerimizin
değerini kaybettikten sonra anlarız. Ama giden gitmiş, biz kendi dünyamızda
yalnız kalmışızdır. Savunmasız, yapayalnız ve çırılçıplak... Küçük bir ürperme
kalır titreyen avuçlarımızda, bir de son çiçekler ve siyah gözlerin yakıcı
rüzgarı... Bizi sevgi ekseninde özgürlüğe ve hayallere ulaştıran kara gözleri
kaybedince anlarız, ölüme erken, sevmeye bir kez daha geç kaldığımızı.
Bir kara gözlünün dile getirilemeyen tenhalığında olgunluk çağımızın baharlarına
uğrayıp, bütün sevda rüyalarımızı yeniden temize çekeriz. Ama rüyalar çoktan
bitmiş olur, her gece görmeye devam etsek de…Sadece iki yorgun yıldız kalır
gökyüzünde iki yürek de yer yüzünde. Birbirine göz kırpan, yürekleri kök
sarmaşıklar gibi olan ama asla birbirine uzanamayan...
'Göçmen kuşlar gibi göçmen sevdalılar'ın da terk ettiği' Ekim’in son
çırpınışlarında yeşerecek ümidiyle sevgimizi beslediğimiz yüreğimize gömülürüz.
Geç kalan sevgiden ise geriye sadece iki çift söz, kurulan hayaller, görülen
rüyalar, ruhların vuslatı ve arada bir gelen selamlar kalır.
Gözlerindeki "siyaha" iyi bak, çünkü "sevgiyi yutan" bir süreç başlıyor. Sakın
ha bu sevginin sonsuzluğa açılan kapılarındaki sırrı teslim etme kimseye! Bırak
öğlece kalsın sessiz çığlığıyla. İkindi yağmurlarını bekleyen güz hüzünlerine ve
güneşin batım hüznüne düşmesin yolun. Yoksa Ekim gazelleri gibi sürüklenir
durursun.
Başını alıp gitme "sevgi burcu"ndan. Usul usul eriyen bir kandil gibi solmasın
bir vuslatla iki çift göz arasındaki dostluğun. Solmasın yüreğindeki sevgin,
akşam hüzünlerin bitsin. Gece seni tüm tenhalığıyla kucaklasın.
Ben yaz ve akşam hüzünlerinden kurtardığım anılarımı, kararlılıkla "akşam ve
gece yazılarımda" saklıyorum. Ben seni her akşam ve her gece, şiirin ve
şarkıların atardamarlarında yeniden yeniden keşfediyorum geç kalmışlığıma
üzülerek. Ama siyah gözlerdeki o "sevgi şarkısı" beni terk mi ediyor? Eyer
kadere ayrılık harfleri düşmüşse bir kere daha, bu yüzden hayata ve sevgiye geç
kalıyorum. Bu geç kalış yürüyen bir ölü doğurur. Öğlesine sakin ve bir o kadar
da derinlerde…
“Biraz eksilip, biraz da çoğalarak çıktığımız sevgi sınavları hep bir "ayrılık
operası" ile mi biter, ya da gözlerini intihar şiirleriyle değiştirecek kadar
zalim midir bütün kadınlar?”
Şimdi sahici yaşayıp, sahici ölmek için ve adım ihanet listelerine yazılmasın
diye, kendi sırlarımda döngüye kapılıp, sevginin yanan ateşinde pişmeyi
öğrendim. Hayatın gerçeklerine çarpıp kırıldığımda, teselli olsun diye hep
yüreğimin hayallerine tutulan aynalara kandım. Ve içimdeki hastalığın zehri
olgunlaştıkça eksildim. Ama bitmedim. Bittiğimi sandığı yerde farklı şekilde
yeniden dirilip, daha farklı bir sevgiyle yeniden bağlandım hayata. Zehri akıtan
gözler ise kendi zehriyle kaldı baş başa…
Bir veli gibi vecd içinde sevgilinin kara gözlerinden geçerken sevgiyi yitirdim
ama ölümü ve ölümle dirilmeyi yeniden keşfettim. Ruhumu, kızıl bir kor gibi
ışıldayan gözlerinin örsüne bıraktığımda bir başka 'ben'le çıktım kendimden ve
yürüdüm başka bir göz deryasına…
Dr. Hamza Yaşar OCAK |