YAZMAK ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

 

”Bana ne, bugün var yarın yok olan görüntülerden, anlam değiştirmeyecek olana bakarım ben” diyor Tarık Buğra. Yazmak, bu anlamda kalıcı olana talip olmak demektir. Geçmişten geleceğe uzanan değişmeyeni yakalama, anlama, yorumlama çabası… Gündemdeki olayların esiri olacaksak yazmanın, söylemenin ne faydası olur? Şu aldatıcı, arsız gündemden sıyrılıp kendi gerçeğimizi dile getirmeliyiz. Dikkatimizi kalıcı olandan yana çevirmeliyiz. Yazı ve söz, gündem bataklığında solmasın, pörsümesin! Duygu ve düşünce dünyamızın derinliğinden sesler, güzellikler taşımalı bugüne ve yarına. Kararan gönlümüz, daralan ufkumuz böylelikle sıhhat bulmalı.


 "Bulunmadan, donmadan akmak ne hoş

 Dünle beraber gitti cancağızım

 Ne kadar söz varsa düne ait

 Şimdi yeni şeyler söylemek lazım"


Evet, şimdi yeni şeyler söylemek lazım. Dirice bir tavır ile hayatı, insanı, olup bitenleri,sanatı,hakikati güzelce anlatmalı, duyurmalı.Karadır gündemimiz.


Eğer bir yolculuksa yazı, aydınlığa taşımalı bizleri. Okuyunca ışık düşmeli içimize. Yazmak, fikrimce ruhun malzemelerine değinmek, ötelerden ses getirmek dirice. Acıyı bal eylemek. Bu anlamda, yangın yerine su taşımak gibi yazmak ve kara toprağa bir fidan dikmek gibi.Neticede şifa olmalı yazdığımız, yararlı olmalı. Bu sebeple yazmak bir ihtiyaç olarak kendini gösteriyor. Evet, bir anlama, anlatabilme ve savunma alanı... Söz ile yazı ile yüce anlama yakın durabilirsek ne mutlu bizlere! "Yarabbi, dilimdeki düğümü çöz" diye dua etmişti Hz.Musa (Taha Suresi)


Yazıyı paylaşmak demek, anlamı aramızda yayma çabası demektir. Beğendiğim yazıları çoğaltıp çoğaltıp dostlarıma gönderirdim.Ayrıca ders yapardık o yazılarla..."Kurt ve Lamba" yı hatırlıyorum. "Yürek Fethi" ni hatırlıyorum. "İpin Ucu”isimli yazıyı hatırlıyorum, sonra  "Ezansız Semtler"i, "Müslüman Saati"ni... Şimdi ismini hatırlayamadığım daha nice güzel yazılar ufkumuzu açmış, gönlümüze ışık tutmuştu okudukça. Okuma-yazma bilen fakat yeterince okumayan, yazmayan bir toplumuz. Bu sebeple verilen eserler yankı bulmuyo.Sadece yazılmış olmak ne hazin! Ülkemizde ihtiyaç sıralamasında kitap 222. sırada, Batı ülkelerinde ise 18. sırayı almış. Varın siz düşünün!

"Karanlıkları devirmek ve aydınlık bir çağın kapılarını açmak için en mükemmel silah: Kalem. Sözle, yazıyla kazanılmayacak savaş yok. Kalem sahiplerine düşen ilk vazife: Telaş etmemek, öfkelenmemek, kin kışkırtıcısı olmamak. Halkı okumaya, düşünmeye, sevmeye alıştırmak. Bir kılıcın kazandığı zaferi, başka bir kılıç yok edebilir. Kalemle yapılan fetihler, tarihe mal olur, tarihe, yani edebiyata" der  Cemil Meriç (Kırk Ambar s.454). Sabrı kuşanmalıyız. "Kelimeler bir kor misali dilimde tut, tutabilirsen" diye karşı çıkabilirsiniz. Eğer uyandırmak istiyorsak, uyarmak ve anlatmak istiyorsak yazıya kıymet vereceğiz. Zira, "Söz uçar yazı kalır." Ama acele etmeden, kelime kelime, sabırla... Ustaları tanımalıyız. Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Tarık Buğra, Rasim Özdenören, Cemil Meriç, İsmet Özel, Ahmet Turan Alkan... Yazının sırrına ermiş usta kalem erbabıdır bunlar.Sözlü kültürden yazılı kültüre geçerken bazı zorluklar, sıkıntılar olacaktır elbet. Yaza yaza  bu zorluklar, sıkıntılar aşılacaktır.


Yeter ki talip olalım.
 

Murat SOYAK

 

Geri Ana Sayfa Arkadaşına Gönder

Yukarı