|
TRENLER DÜNYASINDA SİMYA
Gözlerini açtı
bilmediği bir dünyaya. Başlangıçta gölgelerdi gördükleri... ve özgürlüktü tek
bildiği. Sonra birşey hissetti : Açlık... Ardından diğerleri geldi... Sevgi,
oyun, arkadaşlık, ilgi... Acıkınca yer, yorulunca uyurdu... Susayınca içer,
isteyince sarılır, hissedince tepki verirdi... Ardından unutma süreci başladı
geldiği sonsuzluğun özgürlüğünü. Çünkü kuralları vardı bu yabancı dünyanın... Ve
kendine has bir düzeni... Her istediğinde yiyemezdi, her hissettiğini dışa
vuramaz, her arzuladığını alamazdı... Kurallar vardı...
Tren olmayı yavaş
yavaş öğretir bize dünya. Önce raylardan başlar. Rijitliğin, katılığın,
değiştirilemezliğin temsilcileridir raylar. Sonsuz özgürlüğümüze karşı kendi
ellerimizle ördüğümüz yüksek duvarlardır, hırslardır... Bizlere gerçek doğamızı
unutturmayı başarabilen büyük sihirin ta kendisidir... Onları ustaca döşemeyi
öğreniriz zamanla. Çünkü bize öğretildiği kadarıyla onlardır bu dünyaya
hükmeden. Temellerinde korkular, öfkeler ve acılar vardır. İşte böyle döşemeye
başlarız raylarımızı sırayla... Bir yanda hırslar, istekler ve doyumsuzluklar;
diğer yanda korkular, öfkeler ve acılar. Kendi yolumuzu önceden belirleriz
raylarla. Sonsuzluğa uzanan bir alanda önce sınırlarımızı çizer, ardından
duvarlarımızı inşa eder; kendi ellerimizle kurduğumuz hapisanelerimizde mutlu
yaşamayı dileriz. Önce özgürlüğümüzü budarız ustaca, sonra bununla gurur duyarız
ağlanası bir şekilde. Çünkü bir tren olunacaksa nihayetinde, orada raylar
olmalıdır... Ve bu dünya trenler dünyasıdır...
Trenler dünyasında
başarıya giden yol, iyi bir tren olmaktan geçer. Bunun için raylarına iyice
oturmak ve onlarla tam bir uyum içinde yol almak gereklidir. Raylara sadık bir
tren olmak... Yakıt olarak ta....... Sadece bu konuda susar o hep konuşan
ağızlar... Trenler dünyası buna kafa yormamızı istemez... “Yakıtı boşver, o sana
yeter, sen ilerlemene bak, istasyonlara var, hırslarını tatmin et...”...
Oysa yakıt öyle paha
biçilmezdir ki, bunu anlamayı başarabilen bir tren, istasyonlara gitmenin
getirisinin yakıtın bindebirini dahi karşılayamayacağını anlar... Bu yakıt
hayattır. Ödemesi peşindir. Ve... sıradan yakıtların tersine, bitince
doldurulamaz...
Bizler boş hırslar
için, ulaşıldıktan sonra her zaman yenisini bulacağımız istasyonlara doğru
döşeriz raylarımızı. Azimle yakarız yakıtımızı, ardarda geçip gittiğimiz
istasyonlarımızı geride bırakırken. Ne yolumuz üzerindeki yeşil kırlara,
vadilere, göllere, ne oradaki güzelliklere, ne de yaşadığımız “an”a bakarız.
Keşke bilebilseydik gerçek mucizelerin hiç bakılmadan geçilen yollarda saklı
olduğunu. Ama biz delicesine yol alırız bir hırstan diğerine...
Her tatmin aslında
aradığımız saf duygunun bir gölgesidir. Hatamız ise o tatmini yanlış yerde,
gölgelerde, raylarla gidilecek istasyonlarda aramamızdır. Biz hep gerçek olanın
gölgeleri peşinde koşarız. Gölgelerin doğasıdır yok olmak... Oysa gölgesinin
peşinden koşanlar onu asla yakalayamazlar. Ama ona arkasını dönüp yürüyenlerin
ardından koşar gölgeleri... Ve onlar karşılarında güneşi bulur...
Sürekli ilerler
ilerleriz... Binlerce istasyon geçeriz bilinçsizce. Taa ki yakıtımız bitinceye
kadar. İşte o anda düşünürüz nerede hata yaptık diye. Durduğumuz yerin
başladığımız yerden çok bir farkı yoktur. Belki daha güzel bir istasyondur ama o
sadece bir istasyondur ve biz artık eski bir trenizdir... Düşünmeye başlarız...
Acaba yanlış yerde mi aradık gerçek doyumu? Neden sınırladık elimizdeki
sonsuzluğu? Sonsuzluk içinde her nokta merkez değil midir? Trenler kendilerini
mi kandırdılar bunca zaman? Neden özgür ve korkusuz doğmuşken yok ettik gerçek
doğamızı? Yoksa halihazırda bizimle doğan hazineler miydi hep aradığımız?
Hayatın başında diğerlerinin isteğiyle üzerini örttüğümüz, derine gömüp
unuttuğumuz ve ardından bulamadığımız hazineler?... Depomuz sonuna kadar yakıtla
doluyken nasıl düşünemedik bunları? Hayatla doluyken içimiz... Ve bir o kadar
yakınken bize... Ne kadar boş şeyler için harcadık onu... Ve nasıl bu kadar kör
olduk...............
O kadar meşguldük ki
istasyonlarla.........................
Sanki hiç
bitmeyecekmiş gibiydi.......................
Ama
bitti.....................
Ve gözlerini
kaparken yaşlı adam, içinde, aradığı şeyi gördü... Ona doğru çekiliyordu...
Huzur, mutluluk ve özgürlük hissediyordu... Her yanı ona bulanmıştı... Ve
aslında gördü ki kendisi zaten onun bir parçasıydı. Fakat öyle bir kirletmişti
ki üstünü başını dünyadayken, içindeki ışıgı kapatmıştı... Ve binlerce km yol
alarak aradığı cevapların yanıbaşında olduğunu görememişti. Varolmanın sevincini
yaşamanın bir yoluydu yakında gizlenen hazineyi bulmak ve bunun zevkine vararak
yaşamak... Bu sefer değilse, bir dahakine... Ve zamanın olmadığı o yerden tekrar
geri çekildiğini hissetti. O anda kendi içinde herşeye sahip, tam bir varlıktı.
Bu duyguyu unutmamak, kendisiyle götürebilmek ve trenler dünyasında onunla
yaşayabilmek için yalvardı O’na...
Çağrı DÖRTER |