TOZLU YOLLARDAN

 

 

çalasevda ile başladı her şey, bu yüzden mi bir deli rüzgar gibi estim

koridorlarda yürürken yerleri süpüren etekuçlarım mı beni ziyan etti

ve her katında yankıladığım sesim mi geziyor hâlâ duvarlarınızda

 

   dik duruşun izlerini sesim mi veriyordu ele, yoksa gözlerim mi

   diklenmek için bahanem mi oluyordunuz, uluorta bağırıyordum

   ve sezginin gücünü anlam yıkıntılarımda mı aranıyordum zavallıca

 

elimden düşmeyen kitaplarım kadar yakın mıydı bana düşünceleriniz

düşlerinize bile mi konuk oluyordum, kendimden de habersiz

ve bir kaza sonrası attığım çığlık kadar tiz miydi korkularımın yüreğime attığı çizik

 

   bir uçurtma kadar göklerde miydim, alacalı rengimle boyuyordum bulutları

   bir kafese kapatılmış kadar da hırçın mı, tırnak geçiriyordum hiç acımadan

   ve rengine göre mi boyuyordum bakışlarımı, yanımdakilerin

 

talaş sobasının yanarken çıkardığı kokuyu anımsayınca mı yumuşuyor sözlerim

kaldırımlarımı kimlere emanet ettiğimi görünce mi dalgalanıyorum yoksa

ve insanoğlunun fevriliğinden en yüksek derecede mi almışım nasibimi

 

   öfkelerim, dökülen yaşlarım, bir kızgınlıkla duvarları dövüşüm

   içimde gizlediğim, her şeyin bir deli sarsıntısı değil de ne

   ve ‘yazıklar olsun bana’ darbelerini ne zamana kadar indireceğim

 

ortaçağ’dan esen rüzgarın savurduğu yapraklar mı evimin önünden geçen

tozlu yollardan uçup gelen, komodinlerin üzerini yurt edinmek için mi çabalar hep

ve ben mi silerim ortaçağ anılarımı, komodinlerin tozuyla beraber

 

   artık hiçbir şey berrak değil mi; günler bile, ay bile, fotoğraflar bile

   hepsini yırtıp atmadım mı, kalmasın benden geriye bir tutam kehribar kokusu

   ve bodrumlara yığılan kömürleri taşırken mi kararttım tüm günlerimi

 

aynı sokaktan geçerken sürekli, aynı dolmuştan inip; yeter mi dedim

bu yüzden mi, adresimden alâkasız uzaklara uçup gittim ben

ve bu yüzden mi bilmediğim topraklara damladı gözyaşım

 

   hadi artık bu kadar yaşanmışlık üzerinde konaklamak yetmez mi

   bir yerden başlamak için, bir yere nokta koymak gerekmez mi

   ve ille de kurallara uyarak mı yürünebilir şu dar-ı dünyada

 

söylenecek her şey söylendi aslında, bitti mi diyorsun zaman

bitti mi diyorsun; yükü taşıyabilme gücü, konaklama süresi yürekte

ve aklın sekteye uğradığı an, son dem midir

 

   evvelde ne ise ahirde de o mu; bunca değişime rağmen

   bu kadar mı kolay, geçmişi bir vagona bindirip toplama kampına göndermek

   ve saklanan mektubu bir ömür saklamaya mecal yetirmek

 

son’un nereden göz kırptığını tahmin edemezdim evet

son’un hangi hızla beni hedeflediğini hiç bilemezdim

Naz FERNİBA

 

Geri Ana Sayfa Arkadaşına Gönder

Yukarı