SEVGİLİ YAŞLI DÜNYAMIZ


“Yıllar yıllar önce” demeyeceğim;


Yüzyıllar, asırlar hatta bin yıllar önce henüz insanoğlunun evrim geçirmediği zamanlarda üzerinde yaşadığımız sevgili koca dünyanın her yerinin mavi ve yeşil olduğu; üzerinde en küçüğünden en büyüğüne kadar bin bir türlü canlının yaşadığı, doğal dengenin yerinde olduğu çağlarda bu koca evrende her şey yolunda giderken…

İnsan denilen canlı, evrim geçirip düşünmeye ve birlikte yaşayıp araştırmaya, geliştirmeye başlamış. Derken aleyhine olan her şeyi lehine çevirip, evrendeki her şeyden yararlanmış. Buluşlar, keşifler yapmış…

Bu koca evrenin düşünmeyi ve sorgulamayı bilen tek canlısı toplumlara, milletlere ayrılmış. Doymak bilmeyen hırslara kapılmış! Gerek bireysel gerekse toplumsal olarak başlamışlar savaşmaya, yakmaya, yıkmaya. Yeni yeni yok edici silahlarıyla; buldukları her yeni buluşu birbirlerini ya da doğadaki canlıları yok etmede kullanmışlar. Onlara karşı çıkanları ya zindanlarda çürütmüşler ya da öldürmüşler.

Zaman ilerledikçe yavaş yavaş doğanın dengesi bozulmaya, sular kirlenmeye, o güzelim yağmur ormanları azalmaya başlamış. İnsanoğlunun bitmez tükenmez istekleri, bu alandaki araştırmaları, buluşları, keşifleri ve yok etme arzusu 20.yy’ da daha bir hızlanmış.

Fabrikalar kara dumanlarını gece gündüz büyük bir hızla gökyüzüne savurmuş, kirli atıklarını akarsulara bırakmış. Yük gemileri büyük bir canavar edasıyla çöplerini, akaryakıtlarını o güzelim maviye, okyanusa akıtmışlar. Daha çok toprak, daha çok tesis, daha çok para hırsıyla ormanlar ateşe verilmiş; içinde yaşayan canlılarla birlikte…

Ve çağın en büyük buluşu atom bombası denenmiş büyük bir savaşta. Öyle bir bomba ki bırakın canlı kalmasını, yıllarca ot bitmiyor düştüğü yerde.

Üzerinde yaşayan en akıllı canlının bu hoyratlığına, vurdumduymazlığına dayanamamış atmosfer; ozon tabakası yırtılmış bir gün. Ama bu da yetmemiş insanoğlunu durdurmaya. Kimyasal atıklar,yeni silah denemeleri, yangınlar, savaşlar, nükleer deneyler…

Bunca işkenceye artık dayanamamış bizim yaşlı dünyamız. Artık mevsimler değişmeye, dengeler bozulmaya başlamış. Sonu gelmeyen yağmurlar, günlerce devam eden fırtınalar, kuraklıklar…Yerküre ısınmaya başlamış bir süre sonra.

Doğadaki tüm canlılar; bakteriden en gelişmiş hayvana kadar; yavaş yavaş ölmeye başlamış. Bu ölenler arasında insanlar da olunca bakmışlar ki olacak gibi değil!Evrenin düşünebilen tek canlısı bu yok oluşta kendisi de yok olup gidecek, birleşmeye başlamışlar…(Tabii ki bütün insanlık değil!)

Çevre örgütleri kurulmuş.Çalışmaya başlamışlar, ama yetmiyor. Bütün toplumlar bir araya gelmedikçe, el ele vermedikçe -bu sevgili yaşlı dünyamızı biz insanlar böylesine örseledik, yıprattık- kurtarmak mümkün değil. Ama bizler el ele vermeyi başarıp da bu güzel evrenimizin yaralarını sarmaya başlarsak, ona zarar vermekten vazgeçersek, zarar verenlerle mücadele edersek o da bize bir ana şefkatiyle bütün güzelliklerini, olanaklarını ilk çağlar da olduğu gibi sunar.

Bizler de bu güzelim dünyada bütün canlılarla birlikte; maviyle, yeşille, yağmurla, güneşle ve de karla kısacası doğal dengesi yerinde bir dünyayla birlikte yaşamayı öğreniriz.

Kim bilir…Umuyorum, diliyorum! Üzerime düşeni yaptığıma inanıyorum…

Günseli ERDOĞAN

 

Geri Ana Sayfa Arkadaşına Gönder

Yukarı