|
SAYIKLAMANIN YALIN HALİ
İnsanın parmakları
farklı uzunluklarda oluyor. Oysa hamamböcekleri hiç evrim geçirmemiş. Geçen gün
bir tanesiyle sohbet ediyordum, o söyledi. Şu geçen yıllarda uzun zaman harcadım
basit şeyleri ögrenmek için: Isınan hava yükselir, işleyen demir ışıldar. Bazen
düşlerimiz de kafiyelidir. Bir masalın bitip, bir yenisinin başladığını anlamak
zordur, geceleri yorganın altında gerçekler fantastik desenlerle bezenmiştir.
Nükleer kıyametten sonra geriye sadece o küçük yaratıklar kalacak. Adam olmuşsun
ama bir serpintiye dayanamıyorsun, yazıklar olsun. Güneş şimdiye kadar hep
doğudan yükselmiş, yetkili ağızlardan bundan sonra da öyle olacağını duydum.
Evlenme yaşin geldi ufaklık, bir yuva kurup mutlu olmayı hakettin artık. Hiç,
serçe parmağım biraz daha uzun olsaydı diye düşündünüz mü? Hayatınızda neler
değişirdi? Değişik birşeyler olduğunda, bunu farketmek için olduğumuz yerde
durmak şart mıdır koşul mu? Tırtılların alfabesinde soru işaretleri yoktur,
onlar yanıtlarını işaretlerler. En sevdiğim şarkıların orta kısımlarının tadını
çikaramam çünkü başinın tadını çikarirken, aynı zamanda bitişinin güzelliği için
sabırsızlanırım. Dişlerimiz olmasaydı, mutluluğumuzu göstermek için ne
göstermemiz gerekirdi? Lisede sıfıra her yönden yaklaşabilen bir çocuk,
ilkokulda dörtten beşi çikaramaz, “çikmaz” denmiştir ona. Düşüncelerin birbirini
takip etme zorunluluğu yok sanırım. Öyle olsaydı bir süre sonra hepimiz aynı
şeyi düşünür olurduk. Kapıları bilmiyorsan dört duvar arasına sıkışmışsın
demektir. İstemediği yerlere götürür insanı zihin. Beğenmiyorsan girme boşuna bu
işe. Perhiz yap, yama yap, hap yap. Kaçan kurtulsun. Kanatlarını kopar
avavilerin, bir ipe bağla bacaklarını, üzüm salkımı şeklinde örgütlen. Kazdığın
çukurlarin üzerine soğan ek, bıraktığın izlere basarak geri dön evine.
Sorumluluk al, sorumluluk bırak. Oyalan biraz, gün batımına az kaldı. Vaktin
kalırsa biraz böceklere imren. Abdest al, abdest boz. Evrim bir yastıkta
kocatsın, sevdiklerine kavuştursun sevenleri. Karar al, karar ver. Hiç
yapmadığın kadar susuzluk yaşa, bütün muslukları aç ama içme. Hayal kur,
kırıklığına uğra. Ellerini göğsünün üzerinde birleştir, fazla ileri gitmemeye
özen göster, sadece birleştir. Dünyanın eteğini kaldır, altında gördüklerini
ezberle. Yedi kere göz kırp, üç kez ipe un ser, sonra unut bildiklerini.
Söylediklerimi unut, söylemediklerimi hatırla. Bir kibriti kır, dişlerini
kurcala. Duvarlardan takvimleri indir, saatini lavaboda unut. Bir hafta uyu, ama
bunu bilme. Her uyandığında organlarını say, eksik varsa çarsiya git, yenisini
al. Uzun bir yolculuğa çik, yanına harita alma. Yoldan çik, yola gir. Uçamazsın,
çikar bu fikri aklından. Yerine hemen birşey koyma, bekle ve gör. Kokla, yakala
ve sarıl. Dokun, içine gir, dışında kal. Akarken doldur, dolduruşa gelme. Çok
yaşa, ben de göreyim. Artık ellerini ayırabilirsin, ileriye gitmek artık
serbest. Ama gitmek istemeyeceksin, ne göreceğini biliyorsun. Nasıl olacağını,
neden olacağını anlattım sana az önce, anladığına eminim. Güzel olmak için
içmene gerek kalmadı, ama iç gene de, dostlar alışverişte görsün.
Sınırlar üzerlerine
basınca kendiliğinden silinirler. Güneş, doğduğunu ya da battığını düşünmez.
İnsan eli açıldığında doğal olarak yukarı döner. Isınan hava yükselir, işleyen
demir ışıldar. Öldügümüzde arkamızdan kimler ağlayacak, kimler düşünecek. Evrim
bile hamamböceklerinden yanayken, üzülmek niye? Bir kere kalkıp oturdun mu,
uyanmak kolaydır. Uzun bir yürüyüş olacağını tahmin ediyoruz. Küçük olduklarına
bakmayın, nükleer felaketten sonra dünyaya onlar hükmedecek. Kendilerini
öldürmeyecek kadar akıllı olduklarını sanıyorum. Geriye dönüp baktığında
geçtiğin yerleri hatırlamayacaksın. Unutmak erdemdir, hatırlamak engel. Daha da
ileriye gidilebilecektir elbette, bildiklerini unut ufaklık. Görmediklerimizi
merak eder, yaşamadıklarımızın hayalini kurarız. Akıl böyle çalisir, beğenmeyen
kullanmasın. Düşündükçe varacağın noktalardan korkma, seni tamamlıyorlar.
Okuduğun her sözcükte bir sır arama, bilgi apaçık ortadadır. El yordamıyla
tanıdım hayatı, sana da tavsiye ederim. En yakın yıldıza bile ulasmak yıllar
alır, eğer adımlarını sayarak gidersen. Bırak yol aksın ayaklarının altında, sen
de biliyorsun ki, ölüm yok bunun sonunda. Bütün verileri, kıstasları,
göstergeleri, karşilaştırmaları, ölçü birimlerini unut: elinde hiçbirşey yok.
Kendini öldürürken bununla övünüyorsun, yok olurken tadını çikarmaya
çalisiyorsun. Kendine çok güvenme, bir serpintilik ömrün kaldı. Oysa çok güzel
şeyler yapabilirdik seninle, (virgülü bile ne kadar uzaklara yerleştirmişler)
ayırdılar bizi.
Aytaç KIRAN |