RÛYA

 

Salıncakta sallanıyorsun.

Ceviz ve kiraz ağaçlarının arasında salınan bir melek gibisin.

Birbirlerine takılmış gözlerimiz.

Üzerinde, yanında taşıdığın zerafetin.

Ellerin gözüme çarpıyor sonra -o ince, narin-.

Nasıl da yakışıyorsun kendine.

Bakıyorum da güzel bir gün.

Güzel, aydınlık ve mûnis.

Hakikaten mavi bir gökyüzü.

Bembeyaz bulutlar; semanın süzülen yastıkları sanki.

Dikkatlerin üzerinde toplandığı uzak görüntüler.

Naif bir rüzgâr ya da yel.

Kalkıp inen tüller.

Uzunca bir sedir.

Sedirin yanında, demlenmiş, semaverle yapılmış çay.

Odalardan hollere, oradan yanımıza kadar gelen saf gül kokusu.

Rüzgâr çanlarından etrafa yayılan tını.

Tekne gürültülerinin kıyıya uzanan hoş karşılığı.

Bahçenin içerisine akar halde bırakılan hortumdan çıkan suyun şırıltısı.

Çiçek kümelerinden yükselen kokuya eklenen ıslanmış toprak kokusunun oluşturduğu buğu.

Arada bir avluya tüneyip kanatlanan güvercinler.

Alabildiğine yeşil.

Alabildiğine mavi.

Alabildiğine sen.

Ve hep güzel şeylerden bahsetmeye odaklanmış bir zihin.

 

 

Gözlerimi kapatıyorum.

Güzel bir rûyaya dalmış gibiyim.

Bir bir çıkarmaya başlıyorum belleğimden, çocukluk fotoğraflarını. Yaşam kitabımın içinde karanlık sayfaların en az bulunduğu bölümdür o yıllar.

Çocukluğum, iğde kokularının, serin taşlıkların arasından; saf sevgi ve bağlılıkla harmanlanarak, içimde bir yerleri çizerek beliriyor karşımda.

Orada, mantisin üzerinde, çamaşır yuğmak için su kaynatıyor annem.

Dal turşusu yapıyorken komşular, avlunun kenarında, pancar kökünden yarış arabaları yapıyoruz üç kardeş.

Koynumuzdan ekşi elmaların, damağımızda leblebi tozunun, avuçlarımızda dut kurusu ve vişnenin eksik olmadığı, bereketin kapımızı beklediği vakitler.

Televizyonun siyah-beyaz, hayatın rengarenk olduğu yıllar yani.

Hüzünleniyorum doğrusu.

Zaman nasıl geçiyor, hayat ne çabuk yoruyor ve ne çok kırıyor bizi.

Gözlerimi açıyorum.

 

 

Salıncakta sallanıyorsun.

Ceviz ve kiraz ağaçlarının arasından bana gülümseyen bir melek gibisin.

Derin bir nefes alıyorum.

Kendimi, içimi, seni ve hayatı daha iyi hissediyorum şimdi.

Kirazları küpe yapıyorum kulağına.

O an gamzelerinden incelikler, sevimlilikler, gülümseyişler uçuşuyor sanki.

Koşarcasına tutuyorum ellerini.

Uçurtmasının iplerini sıkı sıkı tutan bir çocuk gibi, ellerimin arasından kaçacağından korkuyorum sanki.

Sen kayıtsız, gülümsüyorsun.

 

 

Salıncakta sallanıyorsun.

Ceviz ve kiraz ağaçlarının arasından bana bakan bir mucize gibisin.

Plakta “Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır” adlı şarkı çalıyor.

İçimden şiirler akıp gidiyor, umursamıyorum inan.

Dünya devam ediyor(muş) dönmeye.

Ve sen salınıyorsun, arada bir toprağı ayağınla okşayaraktan.

Kamran DENİZ

 

Geri Ana Sayfa Arkadaşına Gönder

Yukarı