OKUMAK VE YAZMAK

 

Okumak ve yazmak...

Biri olmazsa diğeri de olmuyor bir bakıma.

Burada yazmayı konuşmak olarak da düşünebiliriz.

Yazmak da konuşmak da iki kutlu eylemdir. Yeter ki, hakkını bilelim ve verelim.

Yeter ki, söylenmeye değer sözümüz olsun.

Şair ki, kelimeleri kendisinin yapandır.

Onları kendisine katandır.

Onlarla başkalarına bir ışığı, bir umudu, bir serinliği, bir sıcaklığı ulaştırandır.

Kelimelerin bir de tarihi, kaderi, kederi sevinci, geçmişi ve geleceği vardır. Usta bir mimardır ki şair, onlara şekil verir.

Bununla da yetinmez.

Ruh, üfler kelimeler...

Böylece canlanır kelimeler...

Böylece sadece varolmanın değil direnmenin ve karşı koymanın da adı olur konuşmak ve yazmak.

Ama okumak, ikisinden de önce gelir.

Bunun içindir zaten kitaplara doğru koşuşumuz...

Ne var ki, salt kitaplarla da yetinemeyiz.

Tabiata ve hayata da bakarız.

İnsanlara ve cümle yaratılmışlara....

Çünkü amacı bilgiyle sınırlandıramayız.

İnanmak, bilmek ve yaşamak...

Hepsi bir arada düşünülür, değerlendirilir.

Bilginin amacı da zaten önce kendimizi bilmek değil midir?

Yunus’un şu sözü hep aklımızdadır:

 

      “İlim, ilim bilmektir

      İlim, kendini bilmektir.

      Sen kendini bilmezsen,

      Ya nice okumaktır...”

 

Bu arada “Ben kimim ve bu hal neyin nesi?...” diyen Necip Fazıl da hiç çıkmaz aklımızdan.

Dolayısıyla “okumak”, “kendini bilmek^ten sonra “Hakk’ı bilmek”e dönüşür.

Aksi takdirde “kuru emek” olur okumalarımız.

Tabiata ve hayata da bakarız demiştik bilgi kaynağı olarak...

Çünkü onlar da birer kitaptır.

Sayfaları hep açıktır, görene, işitene...

Her birinde nice hikmet dersleri vardır. Ezel ve ebed sırları...

Böyle dağ deyince aklımıza Hz. Musa gelir. Kızıldeniz’in sırrını çözeriz.

Hz. İbrahim, bize ateşin ve gülün geometrisini öğretir.

Hz. İsa ile göklere uzanırız.

Bir çöl gecesinin bereketli nefesini Öncü Resul ile ruhumuzda hissederiz.

Hz. Nuh, bize sabır ve teslimiyet dersleri verir suların diliyle..

Hz. Eyyüp ile sabır sınavlarından geçeriz..

Hz. Yakup’la hasreti, Hz. Yusuf’la iffeti öğreniriz.

Saba rüzgarı kâh Hz. Davut’un kâh Hz. Süleyman’ın haberlerini getirir bize..

Sonra kendimize yöneliriz.

Ellerimiz, ayaklarımız, gözlerimiz...

Evimiz, ailemiz...

Bizi savaşın sıcak iklimine sokan oruçla sabrı, namazla kıyamı öğreniriz; zekatla paylaşmayı...

Hac ile evrensel soluğu çekeriz içimize.

Önümüzde sayfalar açılır.

Ne bereketli sayfalardır ki onlar bir türlü bitmezler okumakla.....Söylenecek sözleri sona ermez.

Kendimizi bilmek,

Kendimizi bulmak için,

Kelimeler, kelimeler düşer yüreğimizin toprağına.

Sonra her biri birer yediveren gülüne dönüşür...

Gönülleri gülistan yapar.

Sağanak sağanak yağmurlar yağar içimize....

Mustafa ÖZÇELİK

 

Geri Ana Sayfa Arkadaşına Gönder

Yukarı