|
KIRKİKİNDİ MAKAMI
Kırkikindi makamındayım ey sevgili! Bütün nisanları kuşanarak geliyorum gül
kokulu iklimine...
Kırlangıç türküleri dolanıyor bu dem. Ufuklardan ufuk, çizgilerden çizgi alarak
geliyorum kirpiklerinin serin ve derin gölgesine.
Avuntusuzluklarımı, yılgınlıklarımı tüketmek için ceylan gözlü gecenin gizinde,
dizlerine kapanmaya geliyorum...
Belki bir serenat tutkusudur beni Kerbela’dan, en koyu karanlıklı belalardan
kaçarak sana getirten amansız ve zamansız gök yangını. Kardelen kokulu, çiğdem
dokulu kanyonlarda çürümüş çığlıklarımın, sessiz ve sedasız iniltileridir belki
benim sana gelişim, bütün yüreğimle sana “yar” deyişim. Bilinmezlik
koridorlarında bir ışık tufanı gibi, bir sevda volkanı gibi, kara yazgılı bir
ölüm fermanı gibi düştün, düşlerini düşürmüş, düş düşkünü yüreğimin kara ölüm
ormanlarına...
Bütün nisanlardan nisan çalarak, gururumu buzdağlarına çarparak geliyorum
menevşe gözlerinin semtine. Kanatlarımda yarım kalmış türkülerim, kağıtların
sinelerinde yarım bırakılmış şiirlerim, cesaret edilememişliklerim,
söylenememişliklerim, adam yerine konulmamışlıklarım, sürülmüşlüklerim, şeytana
adanmış gecelerde dara çekilmişliklerim, kıyıya vurmuşluklarım var benim. Ve ben
gecenin dağdağasını yüreğimin en sarp ve ulu dağlarında dağlayarak, yüreğimi
paralayarak, hüzün kulübesinin mahzun duruşlu, mükedder edalı , Yusuf soylu
sahibi gibi ağlayarak geliyorum ayaklarının limanlarına...
Kırkikindi makamındayım ey sevgili ! Yüzyıl sevdasına büründü bakışlarını
tüketen ela gözlerim. Ellerim asırlık helezonlardan yorgun, dudaklarım antik çağ
şiirleriyle kanatlı! Ve ben tamamen zamanın ezel kısmına tutunarak, bütün
zamanları yüreğimin sevdakar süveydasına katarak düşüyorum ellerinin ebed
burcuna. Sürgün düşlerimin maltasında sıraya dizdiğim voltalarımla, nihavend
rüyalardaki kırgın ve sitemkar notalarımla, esmer tenli demlerde kıyıya vurulmuş
güz bozgunu pusatlarımla geliyorum zaman mekan aşan yanaklarındaki ayva sarısı
tüylere.
Kırkikindi makamındayım ey sevgili! İlan-ı aşklar dökülüyor mısralarımdan.
Mısralarımdan kurşun soylu bakışların, elif boylu nakışların akıyor. “Sen”
akıyorsun yüreğimin dallarından. Ve deli dolu damlalarımla geliyorum senin gül
kokan diyarına...
Kırkikindi yağmurlarımı senin nisanlarında yağdırmak, ölgün ve solgun
akşamlarımın bükük boyunlu çocukları olan güftelerimi senin ateşin bestelerinle
kanatlandırmak için, yok oluşlarımı senin varlığınla varlığa vardırmak için
düşüyorum gönlünün ve gözünün altın bahtlı tahtının vera kokan yollarına.
Kırkikindi makamındayım ey sevgili ! Kapama ne olur kapılarını! Kapılarını ne
olur kapama! Ne olur kapama kapılarını!
Sevgili!
En sevgili!
Ey sevgili!
Necdet KARASEVDA |