|
KARANLIĞA IŞIK YAKTILAR
AYDINLANDI DÜNYA
ZAMANLA IŞIK ÇOĞALDI, ÇOĞALDI...
PARILTISINDA KAYBOLDU DÜNYA
“Anita küçük bir köyde başlamıştı hayata. Kendisinden büyük üç kardeşi ile
bahçede oynayabilmek için neredeyse üç yıl beklemesi gerekmişti. Henüz oyunları
anlayabilecek yaşta olmadığını söyleyerek bir kenara itip ‘seyirci de lazım’
diyorlardı gülerek. Anita seyirci olmanın da oyuna katılmak olduğunu düşünerek
itildiği kenarda tebessümle görevini en iyi şekilde yerine getirmeye çalıştı.
Sıkılmadı. ‘Yeter artık!’ demedi. Küsmedi. Hiç ağlamadı. Seyircilerin en iyisi
olmayı diledi hep. Sonra Anita artık oyunları anlayabilecek yaşa geldiğine
inanarak birgün, çok iyi anımsıyordu, ağaçların yeni yeni çiçek açtığı ılık bir
sabahtı, oyuncuların yanına sokularak fısıldadı: ‘Yanınızda durabilir miyim?’ En
büyükleri hayretle baktı Anita’ya. ‘Bunca zamandır neden o basamakta oturduğunu
söyle önce’ dedi. Anita çok şaşırmıştı. Böyle bir cevap beklemiyordu. Bir şey
söyleyecek oldu... vazgeçti. En büyük kardeşinin yeşil gözlerine baktı.
Cesaretini toplayıp sonunda, ‘ben seyirci’yi oynuyordum’ diyebildi. En büyük
kardeşi acımasızca, ‘madem öyle’ dedi, ‘bundan sonra sen hep seyirci ol.’ Anita
o günden sonra iyi bir seyirci olarak hayatta ilerlemeye başladı. Gördüğü her
şeyin bir seyirciye ihtiyacı olduğunu düşünerek, gördüğü her şeye ne kadar iyi
bir seyirci olduğunu göstermeye çabaladı.”
Yolun başında yorulursunuz.
Avuçlarınız terler kaldırım taşlarını sayarken.
Dalgalar öper kelimelerinizden.
Bir kibrit çöpü şahittir bütün yaşanmışlara.
Ve karanlık çöker kızıl saçlarınıza.
‘İstemediğim ne çok şey var’ diyen Sokrates’e bir perşembe pazarında
katılırsınız.
Öykülerin kalbinde derin uykulara dalarsınız bir uğur böceği eşliğinde.
Kar taneleri bir külçe ağırlığında yeri hedeflediğinde yıkılır çocuğun
kardanadam hayalleri.
Saçınıza yıldızlı şehir bayramları takar öyle çıkarsınız ikinci kat komşunuza.
Ve gözlük camınızın yaprakları dökülür.
‘Ben’ diye başlayan cümleler evinizi doldurunca temizlik malzemeleri korkuya
kapılır.
Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur denizi deler geçer.
Cebinde kanguru saklayan çocuğun ev adresini bulabilmek için yedi tepeli şehri
dolanırsınız.
Lâhitler açılır bir bir ışığa, ölüm çıkar karşınıza.
Ve hayat, sürprizlerini dağıtmak için bayramları beklemez.
Yolculuklarınız uzundur mevsimler boyu bitmez.
Entarinizdeki leke büyür büyür, mürüvvet hayalleri ile çıkar karşınıza.
Naftalin kokulu kazaklarınız inci kolye takıp vitrin ararlar kendilerine, satışa
sunulmak istemiyle.
Anlatmak istediğiniz çok başkadır, insanlar en imkansızı çıkarırlar, sizi
güldürmek için.
Ve perdeler çekildiği zaman küser güneş.
“Anita,
her hayat bir dünya
her dünya başka başka
Anita,
anla...”
Naz FERNİBA |