|
İSTEMEK BİR KAYIPTIR
-Kardeşim Yusuf’a
Dünyada en güzel şey nedir diye sorulsa ne cevap verirdiniz? Herkesin ‘güzel’
diye nitelendirdiği ne ise, elbet o doğrultuda bir cevabı olurdu değil mi? Biz
ancak yüzüne, sesine ve yüreğine yansımasından bile biliriz bu güzelliğini.
-Ben, buna cevap olarak: “Bana bend olmuş güzellikler, güzelliklerin en
güzelidir.” Demek isterim.
Ya dünyada en zor şey nedir diye sorulsa, ona ne derdiniz? Yine herkesin zor
diye tanımladığı özel bir ‘zor’ anı olmuştur mutlaka ve sesini oralardan
toparlayıp getirecektir. Ses tonu bize zorluk tanımını simgeler.
-Ben, dünyada en ‘zor’ şeyin, “İhtiyaçlı olma düşüncesi” olduğunu der, ve
dünyanın en ağır işlerinden biri olduğunu da belirtmek isterim.
Vefanın iflas ettiği, sadece rakamların kabarık olduğu bir ortamda yaşıyoruz.
Sadakatin eski lügatta kaldığını benim gibi düşünenler pekte az değiller.
Ahbaplığın “Patlıcanın dibi” ne gömüldüğünü görmüşsünüzdür. Dostluğun çok ağır
bir kavram olduğunu, her yüreğin bunu taşıyacak hassasiyette olmadığını, bende,
sizde çok iyi biliyorsunuz. Bunun tarihte bir çok örnekleri vardır. Pir Sultan
Abdal boşuna mı demiş?
Elin attığı taş değil, ille de
Dostun attığı gül yareler beni
Binlerce metre yeraltında, maden ocaklarında çalışan emekçilerin işinden daha
ağırdır ihtiyaçlı olma duygusu. Taşınması ağır bir yüktür. Ben hiç ihtiyacımız
olmasın demiyorum, elbette olacaktır. Ama ne var ki, -ihtiyaçlı olmak- neye ve
kime olmalı? Ben tek taraflı maddesel kazanımların getirdiği suni detayların,
devleşmesinin verdiği ağırlıktan bahsetmek istiyorum. Ki önemli olan en az şeye
ihtiyaç duymak ve yerinden, yani can noktasından temin edebilmek mümkün olsun.
Yoksa adresini tespit edemediğimiz yerlerde çok gezinir, çok yoruluruz,
incinmekte cabası olur bu arayışların içerisinde. Öyle her an sırtımızdan
indiremeyeceğimiz ağır bir yüke ve büyük bir yaraya dönüşür. Ki, ihtiyaç
duygusu, Lokman Hekim’in deyimi ile “ İhtiyaç düşüncesi insanı şaşırtır.” yani
akıl zayıflığı başlar. Bu yaraların kolay kolay merhemini bulamayız, bulsak da
süremeyiz. Bir vakit gelir ki, sinemizde iyileşmez yaralar açar. Tıpkı şeker
hastalığı gibi. Zorluk ve güzellikler her biri kendi haklıkları adına
çatışırlar. Hangisi hangisini doğurur onu ancak ileride görebiliriz. Ama istemek
bir kayıptır.
Bilirsiniz ki, genel anlamda bizim toplumumuzda öğrenimler hep zarardan sonra
gelmiştir. Yani kışın içinde baharı aramışız. Sahi biz ne zaman teori denilen
bilgiden kalkış yapacağız? Ne zaman donanımlanıp da öyle pratiğe geçeceğiz.?
Bizim kaderimiz mi hep böyle yılmalar... yıkılmalar... kahrolmalar... Bu alın
yazısı mı yoksa, kader mi? Değiştirilemez mi? Bunun çıkışı yok mu, diyorsunuz?
Bize ‘zor’ bir hayat biçtiler de gök kubbeden haberimiz mi yok.? Yağmur
niyetine ‘güzel’likler yağamaz mıydı? Yok yok ben ne kaderi ne de alın yazısını
suçluyorum, sadece kendimi görememek benim tek suçlu yanımdır diyorum.
Aslında ihtiyaçlı olma düşüncesi hep vardır. Manevi boyutuyla çok derin bir
kavram ve istektir. İnsanın derinliklerinde ara ara ve süreklilik arzeden
isteklerin başında gelir. Bir diğer yanı ise maddi olanıdır. Bu istekler ise
çok baskın olur, ama ‘dur’ dendiğinde durabilecek kadar da cılız ve hükümsüzdür.
Örneğin midemizin yemek ihtiyacı baskındır, fakat durdurulabilir, hatta
ertelenebilir. Ya insanın, insanlar tarafından kabul görme isteği, ya başarma
güdümü. Hangi insan başarısızlığa tahammül edebilir ki? Başarı anlamında insanın
kendisini görmesi, görümlerin en gerçekçi ve en güçlü olanıdır. Böylesi anlarda
insan kendinden memnundur. Yukarıda istemek bir kayıptır demiştim. Eğer bu
istekler yaşatana bağlıysa ve sıralaması insani dürtülerden yana başlıyorsa,
kayıplar, varlığa dönüşür. Ben yaşatanı unutup, yaşatanının yaşattıklarına olan
ihtiyaç/ yani bağımlılık duygusunun bir kayıp olduğundan bahsediyorum. Onun
hayata verdiği öylesi bir ağırlık var ki...
‘Zor’ ve ‘güzel’ denilen kavramlar insanın kendinde varolan gücün ve kudretin
işleyişinden vücut bulur. En az gerekliği yapmak, insanı güçlü kıldığı gibi en
az gereksizleri yapmak da insanın gücünü alır. Onun için son söz olarak derim
ki;
-Maddi anlamda çok şeyin sahibi olmaktansa en az şeye ihtiyaç duymak bence daha
eftal olanıdır.- Bu arada bunu da belirtmek isterim. Ben manevi boyutuyla
sürekli ihtiyaçlı olmak isterim. Ki, bu beni güçlü kılar biliyorum.
İstememe duygusunun bana verdiği zorluklar, bir zaman sonra mükemmel güzellikler
doğuracaktır. Buna yüreğimin en ücra yerinden inancım tamdır.
Abdurrahman ADIYAN |