|
Bir rüya gördüm geçenlerde. Ama sahiplenmedim. Benim rüyam demedim hiç.
Küçük bir çocuk var rüyamda. Kimsesiz bir çocuk. Sanki bütün tanıdıkları
terk etmiş onu. Yalnız kalmış. Yabancı bir yerde yaşama mücadelesi vermekten
yenik düşmüş hayata. Çaresizce, çaresizliğin gölgesinde bir kaldırım taşına
oturmuş ağlıyor. Etrafına bakıyor. Ama ne çare, yardım eden kimse yok. Bir
şefkat bekliyor, biri gelip elinden tutup götürsün istiyor. Nereye
giderlerse gitsinler, yeter ki yalnız kalmasın. Hissediyorum, tüylerim diken
diken oluyor. Çünkü o çocuk benim. Yardım etmek istiyorum ama edemiyorum.
Nasıl yardım edebilirim ki? Ona yardım edebilecek bendeki sen değil, sendeki
ben…
Kimsesiz bıraktın beni. Gurur nedir bilmem. Hatırlarsın sana “sevgiyle gurur
aynı yerde barınmaz” dediğimi. Benim sensiz yapamayacağımı biliyorsun, geri
gelirsin diye bekliyorum. Gelmedin. Saatler, günler geçti… sen yoksun. Gün
geçtikçe yıkıldım, gün geçtikçe sensizlik kamçılar oldu beni. Şimdi
çaresizliğin gölgesinde Mart ayazına aldırmadan balkonda oturuyorum. Hava
soğuk. Ellerim de ruhum gibi üşüdü, geceme ışık tutan sözlerin sıcaklığı
yok. Bir sigara yakıyorum alışkın olmasam da.. Hayat nelere alıştırmadı ki..
Hatırlıyorum da beraber ne sohbetler etmiştik geceleri bu balkonda. Kimseler
yokken biz olurduk, herkes uykudayken. Dakikalarca sürerdi sohbet, sana ve
bana ait dertlerimizden.
Sigaramı içerken balkonda gözlerime hakim olamıyorum. Söz geçiremiyorum
çünkü sözlerin geliyor aklıma. Akmaya başlıyor gözyaşlarım yanağımdan
aşağıya, sonra dudaklarıma geliyor. Senin teninin tadı var gözyaşlarımda.
Anlıyorum ki akan gözyaşlarım içimdeki sensin. Birden tüylerim diken diken
oluyor. Gözlerimi bir noktadan ayıramıyorum. Yıldızların arasından kaçamak
bakışlarını görür gibi oluyorum. Bakışlarımda buzul bir soğukluk. Tenim
soğumaya başlıyor. Senin için atan kalbim sıkışıyor. Vakit hayli geç olmuş
ki, şehrin ışıkları bir bir sönmeye başlıyor. Bütün ışıkları şehrin. Bütün
ışıklar sönünce “öldüm” diyorum. Senin yokluğun ölümüm, karanlıkta ruhum
iyice kararıyor.
“Seviyorum” diye haykırmak geliyor içimden.
Seviyorum!
Daha zamanı değildi beni terk etmenin. Çaresiz haykırışlar, çaresizliğin
karanlığında. Karanlık ki, ellerim ayaklarıma çaprazlama bağlanmış ve gözlerime
de şerit geçirilmiş. Kendi zindanımda ölüme terk..
Sigara kokan ellerime bakıyorum, ellerin geliyor aklıma ve bir sigarayı
ortaklaşa içişimiz... Öldüm ama son kez bir duman çekmek istiyorum içime. Ritmi
azalan kalbimle, görmeyen gözümle, soğuktan kaskatı kesilmiş bir haldeyken. Bir
duman alıyorum. Son zannettiğim bir duman. Dumanı içime çektikçe hissetmeye
başlıyorum. Kalbim atmaya başlıyor, şehrin ışıkları bir bir yanmaya başlıyor
tekrar. Tenim ısınıyor, ruhum ısınıyor ama ısıtamıyor. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya
başlıyorum. Birden gözyaşım geliyor yanaklarımdan dudaklarıma, irkiliyorum ama
ne fayda.Yapacağım hiçbir şey yok. “Keşke ölseydim” diyorum. Ölemiyorum.
Ağlamaya devam ediyorum hıçkıra hıçkıra. Bendeki senin tadını alamayınca
gözyaşlarımda. Ölen ben değil, ölen sen değil, ölen sendeki benmişim
meğer.
Dr. Hamza Yaşar OCAK |