ERMİŞİMİ KAYBETTİM HÜKÜMSÜZDÜR

 

Delikanlı Ulu Şaman’a sordu, “Ermişliğin sırrı nedir?” Şaman: “Ermişlik, kendini derinleştiren bir yara gibidir. Ermişlik, insana rahatlık vermez, ıstırabını arttırır, çilesine çile katar. Bu sıska kedi, ermişlerin en ulusudur, bir parça ekmek alır ve ötesine tamah etmez. Bu kuduz köpek, sana ermişliğin en güzel misalidir. Ekmek yediği kapıya ihanet etmez. Ermişlik kedi ahlakı, köpek terbiyesidir.” Delikanlı, dudak büktü, sordu: “Ermişliğin sırrı bu mu?” Şaman, “Başka ne bekliyordun?” Vazgeçti delikanlı, ermiş olmaktan. Şaman, gözleri ufka çakılı, “sen insan ahlakı üzerine ahlaklısın.” dedi.

 

Bir dere kenarında derviş kılıklı iki adam ermişliğin sırrını tartışıyorlardı, gönlü derin olanı konuştu, “Ermişlik, insanın günahkar olduğunu bilmene rağmen insana bir günahkarmış gibi bakmamandır.” Gönlü daha derin olanı karşılık verdi.: “Asıl ermişlik insanın günahkar olduğunu da unutmandır.”

 

Büyük kentlerin kalabalık caddelerinde, uzun saçlı, yüzleri metal yığınları ile mıhlanmış delikanlılar, sohbete tutuşmuşlardı. İçlerinde en çok konuşanı, “Kimse bizi anlamıyor. Acılarımızın sahici olduğuna inanmıyorlar.” dedi. Kısık sesli, iri cüsseli olanı, “Acının tarifi yeniden yapılmalı, acıyı kalbimizle duyduğumuza ikna edilmeliyiz. Kalp, acıyı taşıyacak kadar güçlü değil. Baksanıza, yüzümüzdeki, dilimizdeki, kaşımızdaki metaller çektiğimiz acıdan paslanmadı mı? Kalbimizin pas oranını biliyor muyuz? Masumluğunu hoyrat maskelere bırakan kızıl saçlı kız, “Kalp coğrafyamız hayatımız gibi çok engebeli. Her şeye hormon katıldı. Duygularımıza bile. Ne acılarımız ne de sevinçlerimiz istedikleri gibi ilerleyebiliyor kalbimizde.” Slogan lakaplı tıknaz çocuk, bir cümlede benden dedi: “ Acının, kalbin ve hayatın tanımı yenilenmelidir.” Grup, gülmeye başladı.

 

Ulu şaman, delikanlıdan ayrıldıktan sonra güneş ışıklarıyla yıkanan ormana girdi. Ormanda toprağı eşeleyen bir ihtiyar vardı. Yere bir şeyler yazıyordu. Ulu Şaman, “ Hakikati toprağın ölgün derisi altında mı arıyorsun?” İhtiyar, ayağı kalktı, gür sakalları rüzgarda dalgalandı, küçük ve çukur gözlerini kıstı: “Tanrı, beni bu dünyaya onu anlatmam için gönderdi, onu sorgulamam için değil.” dedi. Söz Ulu Şaman’ a bir kırbaç şiddeti ile inmişti. Ulu Şaman, bütün hafızasını yitirdi, dili kitlendi. İhtiyar, yüzünü gün doğusuna çevirdi, yavaş yavaş yürüdü, uzaklaştı, uzaklaştı. Göz ufkundaki ihtiyar, Ulu Şaman’ a doğru döndü. Ulu Şaman, gözlerine inanamadı çünkü gür sakallı ihtiyar, daha önce kendisine ermişliğin sırrını soran gence dönmüştü.  Ulu Şaman, gözlerini dahi kırpamadı. Daldaki sümüklü serçe, “Ermişlik bulmak değil, her zaman aramaktır.” dedi, Ulu Şaman’ a.  El büyülüğünde, pütürlü, cam yeşili yapraktan bir çiy tanesi kaydı, toprağa değdi, toprakta kayboldu. Sümüklü serçe, “Hepimizin kaderi aynı, topraktan gelmek, toprağa dönmek.”  Ulu Şaman, üzerindeki ululuk kıyafetlerini çıkardı, dikişsiz bir yen giydi. Serçenin gözünde , çiy tanesine benzer yaşlar aktı, Ulu Şaman için.

 

Dere kenarındaki iki derviş kılıklı adam, suyun sesine kanmış, gönül kaselerine köpük köpük hikmet yüklemişlerdi. Yanlarına bir karınca yaklaştı, “Efendiler, sizin günaha kör kalmanız, günahı köreltmiyorsa, körlüğünüzün günahkara ne faydası vardır? Marifet, günahkarı görmezden gelmek değil, günahı köreltmektir.” Derviş kılıklı iki adam, eğildiler. Karınca alnı kırış kırış, gözlerinin ferini yitirmiş, piri fani bir karıncaydı. Karıncanın elini öpmek istediler, karınca elini çekti. “Biz günah işledik, cehaletimiz bize yalan yanlış sözler söyletti, affet bizi karıncalar şahı.” dediler. Karınca gür kaşlarını çattı: “Günahınızı ulu orta anlatmayın. Günahı itiraf eden kişi, itiraf ettikçe daha büyük günahlar işler. Sizin hangi günahınız, Tanrının rahmetinden daha büyük olabilir. İnsandan medet ummayın, Tanrıdan yardım dileyin.  Siz vicdanınıza itiraf edin.” dedi.  Karıncalar Şahı, mor taşın altına kaçtı. Çiy tanesi ile söyleşmeye durdular, insanın sığlığı üzerine.

 

Acıyı tartışırken bile gülen gruba, rüzgardan sayfaları çevrilen korsan bir kitap müdahale etti. Kitapta şunlar yazılıydı: “Acının tarifini,  acının pirleri, ermişler yapmalı. Camdan şehirlerimiz ermişi olmayan beldelere döndü,. Bugün rengi soluk, buzlu camlar ardına saklı bir hayal gibi uzaklara düştü, ermişler. Ermişi olmayan şehir ihya olmaz.”

 

Ulu Şaman sisler içinde kayboldu.

Derviş kılıklı, iki adam suya gark oldu.

Metal yığınları ile mıhlanmış delikanlılar. Önce metalleştiler, sonra pas tuttular.

Pul pul döküldüler toprağa.

Toprakta Ulu Şaman, yanında delikanlı, çiy tanesi ve serçe ile,

Derviş kılıklı iki adam, piri fani karınca ile…

Metal yığınları ile mıhlanmış delikanlılar da, korsan kitap ile ermişliğin sırrı üstüne bir koyu kahve tadında tartışıyorlar.

Mehmet ÖZTUNÇ

 

Geri Ana Sayfa Arkadaşına Gönder

Yukarı