|
AŞKININ GELİŞİ...
Bir güneş gibi doğar
aşkın, gecemin karanlığında kara dünyama.. Yok eder karanlıklara ait ne varsa.
Gece gibi sarar ruhumu alır çıkarır çoban yıldızına. Her yer ilkbahar gibi tek
rengin hakimiyetine girer. Her türlü çiçek açar gönül bahçemde; vadilerimden
çay’lar coşkuyla akar, içindeki minnacık balıklarla... En kıraç toprağım
filizlendirir en cansız tohumu... Dallarım yemişten tutunacak destek arar. Köy
kızları en can alıcı manilerini söyler, köy delikanlılarının bir bohçalık
yüreklerine... Bir kelebek güneşe uçmak ister yok olacağını bilerek. Deniz
hüzzam bir saz eseri gibi titreşir. Beyin hücrelerim yüreğime doğru akar, beyaz
bir bayrakla. Renkler senin için, kokular senin için, coşan gönül çay’ım senin
için; aşkın bir güneş gibi üzerime doğunca. Sana herşeyim diyorum ya, herşeyim
senin için.
Sımsıcak bir günün
serin bir bahar gecesine dolunay gibi doğunca aşkın; tüm yorgunluğum yok olur,
kurbağaların seslerinden yorulan beynime bir iksir olursun. Korkumdan
bakamadığım yarasa bakışlardan, bir gecenin esrar dolu karanlığına nasıl bakılır
anlatır aşkın. Sana sığınırım gecenin mateminde, bir müridin şeyhine sığındığı
gibi. Bir yatak gibi ısıtırsın yüreğimi parlaklığı göz kamaştırırcasına... Ve
ben, bakmaktan doyamayacağım gözlerine dolunaya bakar gibi bakıp, yorgun
bedenimle dizlerinde uyumak isterim. Senin kucağında senin rüyanı görmek, ta
sonsuza kadar.. Aşkın gecelerime dolunay gibi doğduğunda.
Aşkın dört mevsim
gibi geldiğin de: ufuklarıma kar yağar bazen, ama vadilerim hep yeşil kalır.
Tepemde güneş, bakmaya doyumsuz bir hal alırım. Gönül denizimin derinlikleri
sakin ama yüzeyi çok dalgalı olur, bazen. Bazen de genliği çok yükselir sevda
dalgasının, büyükçe bir sevgi alanına eşlik edercesine... Çok az zaman gönül
okyanusumun yüzeyinde hırçınlık oluşur, dışarıda kasırga olsa da. Gözlerim
tabiatın tüm renklerini yansıtır sonbahar gibi. Ya da, metrelerce karın altında
bir tohumun canlılığı gibi aşkının baharını beklerim. Bazen de, ağustosun
sıcağında kavrulan toprak gibi, yüreğim kavrulur aşkının sıcaklığında... Ya
senin aşkın dört mevsimde farklı güzelliklere sahip, ya da ben farklı
bakabiliyorum aşkının dört mevsimine.
Aşkının bir iklim
gibi geldiği zamanlar da oluyor. Bazen bir bulutun dağı sardığı gibi sarar aşkın
beni. Hiç bir yeri göremez olurum. Isılarım senin rüzgarınla buharlaşır, yeni
bir bulut olup, üzerine yağmam için. Aslında benden yükselen sensin, aşkın mavi
görünen aleminde. Aşkın bir yağmur gibi inince gönül bağlarıma, nisan yağmuru
bereketiyle, ürünlerim bu yağmurla çimenleşir, olgunlaşır, renklenir ve
tatlanır. Kar olduğunda doruğumda insanlar kova kova alır benden, kartatlısı
yapmak için. Ya da, kuruyan dimaklarını ıslatmak için. Aşkın ister yağmur ister
kar isterse dolu olarak gelsin hiç üşütmüyor dondurmuyor veya ben üşümüyor,
donmuyorum.
Aşkın dalga gibi
geldiğinde alıp götürüyorsun çok uzaklara. Çünkü, ben aşkının uzun dalga boyunda
hareketsiz kalıyorum. Adeta eylemsiz referans sistemi gibi oluyorsun. Maksimum
yaptığında aşkının dalgası, güzelliğini yukarıdan seyrediyorum. Minimum
yaptığında ise azametinin karşısında büyülenip kalıyorum. Her iki duruma
geçerken iki defa birbirimizi fit ediyoruz. Aşkın kısa dalgaboylarında
geldiğinde; ben seni içime alıyorum. Yayılıyorsun bir nefes gibi benliğime.
Beynim yüreğime hükmedemiyor çünkü sen yüreğim oluyorsun...
Kısa dalgaboyunda geldiğinde aşkın; sen bende bir nokta, uzun dalga boyunda
geldiğinde ise ben sende bir nokta...
Ve ben senin aşkının
her türlü halde gelişini seviyorum.
Yani seni seviyorum.
Dr.Hamza Yaşar OCAK |