|
ADAMIN PARONAYAK ADIMLARI
Yine akşamın
kalbinde ilerliyor adımlarım.
Kendimden kendime
kaçan paranoyak adımlar…
Sırtında cinnetler
ve cennetler taşıyan çağ sürgünü adımlar…
Kendi kalbimin ve
kanayan beynimin adımları…
Ve tamamen zamanın
ve mekanın dışındaki bir aşkın, bitik ve yitik şairi bir adamın hıçkırıkları…
Kentin az ağaçlı,
bol insancıklı bulvarlarında yankılanan, karşılığını bulmamış, bulamamış serseri
çığlıkların sahibi, sahipsiz bir adamın kıvranışları akmakta kafatasımın kırık
aralıklarından…
Her şeyden öte,
senin erguvan rengi varlığına bürünmüş, varlığına susamış uysal bir adamın
adımlarıyla adımlamaktayım içimdeki adamın içinde…
Sevgili şu dem göz
yaşlarımın traverten güzelliğindeki asaletine yaslanmış olarak yaşatıyorum
ruhuma en asil yasları…Ela gözlerinin hasretini, minik ellerinin kıvrımlarını,
dolgun dudaklarının reddiyelerini, kirpiklerinin delici gizemini ve tabi ki seni
sen kılan umarsızlığını dolduruyorum varlığımın kara ölüm ormanlarına…
Sen kokuyorum yani…
Sen oluyorum…
Yine antik
yalnızlıklar düşüyor bahtıma bu kentin, bu geceye yüz tutan saatlerinde…
Yine birazdan
koridorlar açılacak içimde, ben oradan ateş ülkesine kapılar açıp, köprüler
kuracağım…
Darağaçlarında
sallandıracağım göz bebeklerimi…
Kulaklarımı ve
dilimi linç ettireceğim kalabalık meydanların münzevi yalnızlığında…
Kendimi aşkın
başkentine salacağım, senin kirpiklerinin deltasında saklayacağım,…
Yani yok olacağım…
Yani solacağım,
Yani ateşlerle
dolacağım…
Ve yine kimse
bilmeyecek benim neden siyahlar giydiğimi, neden soylu bir duruşla sorgusuz ve
soysuzca ağladığımı…
Kimse bilmeyecek
ağzımdan kızıl kanların neden aktığını…
Kendimin ellerinden
tutacağım yine, bana acıyan kentsoylu varsıl bakışlar üzerime üzerime
yürüdüğünde…
Yine sen geleceksin
dilimin ucuna…adının kurtuluş olduğunu bilsem de kalbimi bilinmezliğe adayacağım
yine…
Susacağım…
Adın gibi, adam gibi
susacağım…
Kasırgalarla,
depremlerle, volkanlarla konuşacağım…
Ve taşlar,
Ve tüfekler,
Ve tanklar yönelecek
üzerime…
Pankartlar açılacak,
sloganlar atılacak sonra…
Öfkelerin sinesinde,
nefretler rüzgar halinde değecek ateşten tenime…
Yanacağım belki…
Belki yakacağım…
Ama ey sevgili,
kararmış dudaklarımdan adın değil, aşkın dökülecek…
Ve görecek herkes
kızılın en yoğununu, susacaklar..
Ben ölümümle
konuşacağım çünkü…
Çünkü benim ölümüm
bir yeniden doğuştur.
Ben aşkınla ölüp,
adınla yeniden dirileceğim…
Necdet KARASEVDA |