YAZMAK


Yazmak.. Benzerdir belki de, ucu kırık bir okun yaydan fırladığı andan itibaren hedefine ulaşmak gayretinde değil de havayı bölebilmek; belki de, kırık olduğunu bildiği ucundan olsa gerek, hiçbir yere saplanamayacağını, yalnızca gitmek zorunda olduğu bir hızla o yolu kat etmesi gerektiğini hissedebilmek.. Ya da hiçbiri. Ok, fırlayacaktır bir kere, gerisi takdirine kalmıştır artık, hem doğanın hem de atanın..

Neresinden bakarsanız bakın bir yığılmalar alanıdır yazmak. Bir şeyleri rahatsız etmek kanı dolaşır  yaşamcıl damarlarda.. Gürültülü meydanlarda sesi soluğu çıkmaz da, gecenin en koyu zamanlarını bekler ve aniden bırakıverir kendini; gecenin senfonisine karşılık verecek bir ezgi, derin bir sükutun çeperlerinde dolaşacak bir gezgin.. Ama yine de değildir dengi, hayatın yazık ki.. Yazmak, bir şeylere karşı açılmış bir savaş iken bir yerlerde yenilmiş bir askerin en zavallı halidir bazen de..

Ve nedendir bilmem. Sorarım yine de, cevabını bulduğum halde yeniden soracağımı bile bile: Gündüze ait değildir kelimelerin uyanma vakti. Güneşin kavurucu tazeliği yalnızca insana ait mekanlara aktarılan oyunlara ait iken sözcüklerin yakıcı sesliliği, nedense gecenin karanlık oyuklarında iletilidir.. Pekiyi nedendir bu tercih? Onları seçmiş olanların tercihi gibi, bu da kişisel bir tercih midir, bilmem ki.. Yani, sözcüklerin izdüşümü, yalnızca gecenin düzlemine değil de güneşin yıkadığı iklimlerin yüzeylerine de ait midir?

Belki de bir seçimdir, işitir olduğum gibi.. Yapılan bu seçim yüzündendir işte, hayata ait olan değerlere karşı giyilen nice kılığın, gözlüğün bıraktığı etki halleri.. Şunu dillendiriyor ne yazık ki kalemim: Çizdiği karanlığa sahip çıkan bir gecenin içindeki, kendisine bahşedilen doğaya sahip çıkan bir yarasa, nasıl ait değil ise aydınlığa, kelimelerin uyandığı gece uykusunda da yeri kalmış değildir; ne gündüz aydınlığına ait bir cümle, ne mutluluk bahçelerine sahip parodiler, ne sevinçler, ne de tebessümler.. Evet, belki de bir seçimdir..

Ve şimdi, kalemimden damlayan ışıksız kelimelerin nihayet(!) sona yaklaştığı bu vakitlerde, yazmak diyorum.. Belki de zihinsel bir atağın önünden çekilmiş bir setin ardınca akan, kimilerince berrak, kimilerince bulanık su damlacıklarıdır, böylesine.. Yine de yazmak, geldiği vakitte de çekilen setin yeniden yerine yerleştirilmesidir, kendi kendini bitirmesidir; kullanılacak kelimelerin tekrardan hayat bulması için..

Hasan YOLCU

 

 

Geri Ana Sayfa Arkadaşına Gönder

Yukarı