|
YAŞANAN MEVSİM
Saat ondu hava kararmaya baslamıştı, mevsim yazdı. Orada günler çok uzundu
geceler ise bir kaç saatte bitecek kadar kısaydı.Güneş hemencecik batıvermezdi
nazlanırdı. Saatler geçer gece olsun diye beklenirdi, olmazdı güneş yanıbaşından
hemen yükseliverirdi. Doğuşu da nazlıydı onun batışı da. Yaz aylarının uzun
günleri, yirmi bir saate varan gündüzleri daha da yukarılarda kararmayan
geceleri vardı. Güneş hilâlin bir ucundan diğer ucuna varan bir çizgiyle doğar
ve batardı. Ya da batmadan doğardı. Kuzey ülkeleri yaz aylarında bu manzarayı
hep görürdü. Olmayan geceler beyaz geceler, mavi geceler ne derseniz deyin bir
masal kadar, belki bir hayal kadar güzeldi. Dinlenmek için gece beklenmezdi ya
da bizim bildiğimiz akşam gezintileri olmazdı burada, olamazdı. Olsa da onun adı
akşam gezintisi olmazdı. Bir gün yorardı insanı bir de iş. İnsanları çalışkandı.
Erken kalkardı işine varmak için sabah ya da olmayan gecenin gündüzünde ulaşmak
için varacağı yere. Her uyuyup uyanışımızda gelmeyen geceyi beklerken biz, her
yeni şeye alıştığımız gibi buna da alışıverdik çabucak. Buralarda kış biter
bitmez yaz gelir özlemle beklediğimiz bahar bana göre göz açıp kapayıncaya kadar
bile beklemez hemen giderdi. Hızla uzayan günler sanki uzun zaman görmediğiniz
güneşi doya doya yaşayın dercesine koşardı. Siz belki güneşe hasret
kalmışsınızdır ama yazın uzunluğuyla buna doyardınız. Karlar eriyip çimenler
gülümserken karların açtığı gediklerden ‘merhaba’ demek için bahara, toprak
ıslak toprak yeşil… toprak kar örtüsünü atmaya çalışırken kendini başka bir
gezegende hissederdi insan. Soğuktan donup taş kesilmiş Volga nehrinin üzerinden
geçen insanları ve nehrin üzerindeki buzu delerek dipteki balıkları tutan
balıkçıları gördükçe ürperirdi.Gün boyu balık bekleyen bu insanlar ekmeğin
buzdan da çıkartıldığını haykırırdı dünyaya.
Güneş pırıl pırıldı. Hava temizdi. Rüzgar yoktu koca nehir erimeye başlamıştı
yavaş yavaş, yağmur çoktu gök gürlemezdi korkutup ürkütecek kadar. Dolu yağmadı
ben oradayken ama hiç eksik olmayan bir şey vardı, o da yağış, yağar da yağardı
bolca. Kışın kar yağardı yazın yağmur, kışın bembeyazdı her taraf yazın
bıktırasıya yeşil. Havası nemliydi bir o kadar da sıcak ya da nem öyle
hissettirirdi bize. Her yağmur şakır şakır bardaktan boşanırcasına yağar biz ise
korkardık gök gürlemeden yağan bu yağmurun bolluğuna ve ardındakine. Hiç olmadı,
o kadar yağdı o kadar gürledi ama zarar vermedi. Yağmur dinip de bulutlar veda
ederken güneş çıkardı gülümseyen sıcakılığıyla çok geçmeden, kururdu her yer.
Toprak kuru, yollar kuru bir tane bulut yok sanki yağmamışcasına içti suyu kana
kana.
Yerler kardı. Hava soğuktu. Umut çoktu. İnsan mutluydu, ulaşamasa da hayallerine
yine de yaşamaktaydı. Koşuyordu belki umuduna. Bugün varamasa da birgün
varacağının hayaliyle… Kışlar çetin geçerdi. Soğuk dondurmaktaydı tabîatı
sinsice. Hızla geçen zaman şahitti buna bir de biz. Kışlar çetindi ama güzeldi.
Hava soğuktu ama tatlıydı. Üşütmüyordu öyle. İçini yakıyordu sadece, tenini.
Soğuk soğuğun en güzeliydi. ‘Soğuk da sevilir mi’ demeyin bu sevilesi bir şeydi.
Hava berraksa, güneş varsa, soğuk daha fazla demekti. O zaman ayaklarınızın
altında kuru, ayakkabılarınızın bastığı yerde ise gacır gucurdu. Ayakkabılarının
su çekmesinden endişe etmezdi insan burada işte bundan. Canınız kartopu uynamak
ister mi? Hiç şansınız yok kuru kar toplanmaz çünkü. Bir merak belirir içinizde
‘acaba kaç derece’ diye bir termometre bulup koyarsınız karların içine ve
gözlersiniz hızla düşüşünü aşağıya, -20, -25, -30.... Bu soğuğun keyfini
çıkarmek gerektiğini anlarsınız sopsoğuk ifadesiyle. Dalları karlarla bezenmiş
ağaçların kuru kalmış gövdelerine baktıkça bir mucizeyi hissedersiniz ansızın.
Yaz… Evet yaz gelince nasıl yeşerir yaprak, nasıl açar… Sanki buzdan yapılmış
heykeller gibidir, yaprakları düşmüş dalları kalmıştır, dallarına ince karlar
yağmıştır. Aylarca gözünüze hoş, gönlünüze hoş gelsin diye. Bazen ‘neden dağları
alçak, tepeleri az bu ülkenin’ dersiniz. Sonra kışı yaşar ve ardından ‘iyi ki
yokuş yok, ya olsaydı’ diye şükredersiniz. Evet, ya olsaydı?...
Füsun DEMİRKAYA |