|
SARI BİR TESLİMİYETSİN SEN; RÜZGARA
Son yolculuklarına çıkmadan önce elbise değiştiren ufak bilgeler gibiydi her
biri ve sarı birer sükut olmaya hazırlandılar rüzgarın önünde; sarı birer
teslimiyet.
Son ezgilerini birlikte söylediler ve düştüler bire birer yeryüzüne; yerin en
yüzüne. Yerin yüzünde,toprakta binlerce sonbaharın izi ve izlerin içinde insan
suretleri; koşturanlar, duranlar, sayıklayanlar.
Yaşarken ölüm alıp satmış bir çok ölümlü; ölmüşler ve çürüyorlar. Bilgeler,
halden anlayanlar hala yaşıyor. Yapraklar hala düşüyor ve yukarıda kendini
kendine çarpan ağaçlar kalıyor.
İnsanın çocukluğu, ilk Allah deyişi, ömründeki bir çok sonbahar nasıl insan için
uzak birer hayal ise yeşil ve ağaç da dalından kopmuş sarı yapraklar için çok
uzak birer hayal artık. Onlar rüzgarla her dans edişlerinde biraz daha
azalacaklar ve onlar azaldıkça, içlerinden varlığa ve yokluğa dair bir çok söz
dökülecek yine hayatın içine; terkedişe, faniliğe, eskimeye, anmaya dair bir çok
söz. Söz’e dair bir çok sözcük. Sonrası, kimseler görmeden sonsuzluğa bir
yerinden eklenmek. Sonrası teslimiyet.
Sonbaharın içindeyiz artık. Ve insan sararıp düşmüş yaprakların yerine asacak bu
sonbaharda da özlemlerini,hüznünü. Bir gölün yaprakla kaplanmış sarı sularına
düşürürken gözlerini, sonbaharda bestelenmiş senfonileri hatırlayacak yine.
Vazgeçilen tüm hayaller, unutulan isimler, unutulmak, başka sonbaharların içinde
kaybolup giden hayata dair tüm notalar, tüm sonlar yaprakların sarılığında
gizli. Sonbahar yine kendinden şarkı sözleri, kendinden şiirler yapıp şairlerin
yüreklerine sokulacak ve bir kez daha kanına girecek insanın.
İnsan denilen akıp duran bir kan nihayetinde dünyada ve aslında insanda bir
yerlerinden kırılıyor üşüdükçe, sertleştikçe ; yapraklar gibi. Yapraksız kalan
dallar gibi. Ve insan ‘kırıldıkça’ pıhtılaşmış kan kokusu yayılıyor, hayatın
içine.
Sonbahar içimizde şimdi, üşüyen her yaprağın üşümüşlüğünü hissederek kasvetin
koynuna biraz daha sokuluş, biraz daha soluş içimizde. Dökülen her yaprak
içimizde.
Hayat her gün yanımızdan birilerini eksiltmeye devam ediyor ve her sonbaharda
her baharda yeni doğumlar yeni ölümler çarparak yüzümüze kendi diliyle bir sonu
olduğunu, bir sahibi olduğunu ‘bağırıyor’ sessizce.
Kapanıyor usulca bu sonbaharda da yaprakların amel defterleri. Ve insan ‘ağacını
en son terkeden’ o son yaprağın tedirginliği ile bir sayfa daha ekliyor kendi
amel defterine ; bir sonbahar daha.
-son-
Giderken ‘her ölümlü kendi ölümünü içinde taşır’ demiştin ya. Bende artık içimde
taşıyorum seni. Sarı yapraklarla örttüm üstünü ve teslim oldum sükuta. Sükutki
insanın direnişi kimi zaman hayata ; sonbaharlara.
Hakan KÜÇÜKSÖZ |