|
RASTLAMAK...
Aslında tekim ben. Ama benim gibi teklerden oluşmuyor mu kalabalık? Ve biz
rastladığımızda birbirimize, duru bir su gibi birbirimize karışmak için
bekliyoruz.
Her şeyi ama her şeyi yaşayabiliyoruz birbirimizle. Çünkü biz
biliyoruz, birbirimizi iyi tanıyoruz. Biz buldukça birbirimizi, avuçlarımızda su
taşıyormuş gibi özeniyoruz içmek için kana kana. Ama diğerinin avucundaki kanı
görmeden, avucumuzdaki kanı sunarak, kana sunularak.
Bazen günleri gecelere sığdırıyoruz, bazen de uslanmaz geceler de
kendimizi değil, birbirimizi anlatıyoruz aslında. Çünkü kendimiz de iyi
tanıyoruz kendimizdekini. Kırık aynalardaki görüntülerimiz hayattakiler.
Sabahın bir köründe \"merhaba\" diyoruz birbirimize. Bildik bir merhabanın
gözüyle açıyoruz sabahı. Bırak, seninle açılsın o göz diyerek. Havanın
karanlığı, uzak bile olsak birbirimize, birbirimizin çıplak göğsünde
aydınlanıyor. Çünkü biz biliyoruz; renklerimiz herkesin gördüğü ana renkler
değil. Ara bir renk bu sadece görebilen göze özgü. Hani; renk çemberlerinde yedi
ana rengi koyup çevirmek gibi gördüğümüz. Bizler, biz o tekler, o çember
çevrildiğinde hep aynı renkte buluşuyoruz.
Bir an sanki bir resimde tualin arkasını bile görebiliyoruz. Bazen engin, mavi
bir engin olabiliyor. Bazen de çıplak bedenlerimizi soğuk mermerlere
yatırıyoruz, ayrı mekanlarda. Herkes için bir gökyüzü var, herkes için
yıldızlar; ama gökyüzününün bir ötesi, yıldızların bir arka yüzü var bizim gibi
tekler için. Ortak bir mekanda, ortak bir yatakta, ortak bir mezarda buluşamasak
da bizler biliyoruz, bir yürek boyu mesafedeyiz.
Ah.. Bir de kolay olsa birbirimize rastlamak.
Mine Hoşcan BİLGE |