|
KISKISPİŞTMIRNAV PATİ İLE KISA BİR SOHBET
“Bir kedi ne kadar yalnız hissediyorsa kendisini
ben de o kadar yalnızım işte” diye mırıldanıyordu. Kaldırımın kenarına oturmuş
yoldan geçenleri seyrediyordum. “Bir kedi konuştu” dedim kendi kendime ve o an
farkına vardım... Usulca yanaştım yanına. O mırıldanmaya devam ediyordu.
“Bir sokak kedisi ne kadar sevgisizse
ben de o kadar sevgisizim işte.” Patileriyle yanaklarını okşuyordu.
“Merhaba” dedim fısıltıyla.
Hiç umursamadan “merhaba” diye karşılık verdi bana.
“Mutsuz görünüyorsun” dedim.
“Uff ya, ufff... evet çok mutsuz ve de çok umutsuzum” dedi.
“Gel seninle sohbet edelim” diye teklifte bulundum ona. Patilerini indirip bana
baktı o çekik gözleriyle. Yeşil yeşil bakıyordu. Yeşillerin içinde yüzen minik
kayıklar vardı. Kayıkların kürekleri, küreklerin yeşil sulara dalıp dalıp çıkışı
vardı... Uzun gri tüyleri rüzgardan havalanıyordu. Kuşkuluydu sanki. Tereddüt
etti benimle sohbet etmek için. Sonra birden bir zıpladı kucağıma, irkildim.
“Hadi o zaman daha ne bekliyoruz. Sohbet etmeyeli sen de yıllar oluyor, ben
diyeyim asırlar...”
“Ne güzel... o halde kendimize güzel bir yer bulalım ve dibi görünmeyecek
derinlikte bir sohbete dalalım.”
Ve birlikte başladık yürümeye. Uzakta olmayan koşu parkına yöneldik. Hava tam
bir bahar havasında bizim sohbetimize ortam hazırlıyor gibiydi. Sonunda
yerleştik bir köşeye... “İlk soru kimden?” diye sordum. Kucağıma bir güzel
yerleştikten sonra mır’lamaya başladı. Ve ben de onun başını okşadım
parmaklarımla. Açılışı ben yaptım böylece.
- Adın var mı?
- Olmaz mı? Uzun bir adım var. Nehirler kadar mı desem, gökkuşağı kadar mı
desem... Uzun işte. Annem koymamış, babam da... sokaktan geçen bir adam ben daha
miniminnacıkken bana seslendi. Aslında bana mı seslendi tam olarak bilmiyordum,
ben üzerime alındım desem daha iyi olur. O adam beni görmemişti bile. Neredeyse
üzerime basıp geçecekti. Sokakta yaşıyor olmanın gerçekleridir bunlar. Her ne
olursa olsun sokakta yaşayan hiçbir canlıyı önemsemiyorlar. Çünkü sokakta
olmanın ifade ettiği çok şey vardır. Parasızlık... yersizlik... kimsesizlik...
İnsanlar bunlara sahip olmayanları bir çırpıda ezerler. Ben de bir sokak
kedisiydim işte. Bunu ben mi seçtim? Hayır ben seçmedim. Kim seçtirdi onu da
bilmiyorum. O zamandan bu zamana çok vakit geçti. Büyüdüm bir yolunu bulup.
Adımı da o zamandan aldım: ‘Kıskıspiştmırnav Pati’
- Ben bu ismi çok beğendim. Bir kedi için oldukça uygun bence.
- Ama ben söyleyebilmek için çok çalışmak zorunda kaldım. Günlerce tekrar ettim
adımı. Sokaklarda ‘Kıskıspiştmırnav’ diye diye dolandım. Sonunda başardım. Ama
şimdiye kadar bana adımı soran olmadı. Bu yüzden o kadar çalışmanın boşa
gittiğini düşündüm çok zaman.
- İlk bana mı söyledin adını?
- Evet, kediler arasında bu dili konuşmayız biz. Kediler miyavca konuşur hep.
Miyav miyav ve yine miyav miyav... böyle sürüp gider. Bilirsin işte.
- Senin arkadaşın yok mu hiç?
- Var tabiî. Çöp kedisi, bahçe kedisi, bodrum kedisi, çatı kedisi, balkon
kedisi, park kedisi, korkak kedi, kara kedi, cadı kedi...
- Sen anlat ben seni dinleyeyim.
- Tamam... Ben şarkı söyleyerek dolaşırım çoğu zaman. Bunu yıllar önce yaşadığım
yer yüzünden edindim. Yani şarkı söylemeden duramayışım o yer yüzünden oldu.
Gizlendiğim yerin hemen yanında bir kasetçi vardı. Sabahtan akşama kadar hiç
durmadan müzik çalarlardı. Orada öğrendim şarkıları. Ben de söylemeye başladım.
Mırıl mırıl mırıldandım. Kimse farketmedi. Farkettilerse bile yanlış
duyduklarını sandılar. İnsanlar bildiklerinden başkasının olamayacağını
sanıyorlar her zaman. Yanılıyorlaaaaar... Ben sokak kedisi ‘Kıskıspiştmırnav
Pati’, şarkı söylemeyi çok seviyorum. En yenileri, en bilinenleri, en
sevilenleri... hepsini hepsini bilir söylerim. Eskiden kasap kedileri ile hoş
arkadaşlıklarım olmuştu. O zaman açlık nedir unuttum. Bana çok iyi baktılar.
Beni beslediler, bana arkadaş oldular. Sonra sıkıldım oralardan. Ben
gezginciyim. Kulağa hoş geliyor gezginci ‘Kıskıspiştmırnav’. Çok yere gittim.
Çok yer değiştirdim. Kapı önlerinde beni doyuranlar oldu. Sonra bir kadınla
karşılaştım. Yaşlı bir kadın... beni bahçesinde hasta yatarken buldu. Ateşim
vardı. Beni evine aldı hemen. Sıcacık havanın içime yavaş yavaş işlediğini
hissettim. Günlerce beni besledi. İyileşitim. O kadına da çok alıştım. Nümtenâ
teyze dedim hep ona. Haftalar geçti. İyileşmeme rağmen beni dışarı atmadı. Ben
de artık orada onun dizi dibinde yaşayacağım inancına sahip oluverdim. Ama mutlu
anlar nedense çok kısa sürüyor. Ya da mutlu anlar çabuk geçtiği için bize kısa
gibi geliyor. Birgün Nümtenâ teyze öldü. Beni kimse sahiplenmedi. Ben de onun
mezarının başında günlerce bekledim. Sanki dönecekmiş gibi geldi bana. Dönmedi.
Bir daha o evin yanına bile gitmedim. Çatı katından düşen kedinin ayağı
kırılınca yükseklerde dolaşmayı da bıraktım. Küçük bir kedi iken hep ağaçların
tepesine tırmanırdım. Köpeklerle aram hiç iyi olmadı. Sokak köpekleriyle daha
doğrusu. Onların beni hep bir yiyecek olarak görmesini midem kaldırmıyor. Ben
kediyim. Ben kediyim.
“yalnız gezerim her yerde
ellerim ceplerimde hep birşeyler arar
pencerelere tırmanıp içeriye bakarım
ev kedileri soba yanına kıvrılmış uyurlar”
Sonra sonra hiçbir şeye üzülmemeye başladım. Üzülmek bir çözüm değildi.
Umursamamayı öğrendim. Benim umursamama dönemimde kütüphane ile karşılaştım.
Küçük penceresi hep açıktı. Oradan içeri girdim gizlice. Gizlice kitapları alıp
okudum. Baktım ki kitapların okumakla biteceği yok. Vazgeçtim. Dünyaya her gelen
kitap yazmış gibi geldi bana. Ben de yazsam dedim kendi kendime. Kediler dünyası
üzerine yazılabilecek bir sürü şey vardı bildiğim. Bir sürü iyi ve kötü anılarım
vardı: ‘Kıskıspiştmırnav’ın anıları...
“sarı tüylerim olsaydı güneşe benzerdim
siyah tüylerim olsaydı geceye...
benim kaderime gri olmak düştü”
Her şeyin ortası olmak, en kötüsü belki de.
Belki de üşümek...
Belki de en kötüsü kedi olmak... bilmiyorum...
dedi ve Kıskıspiştmırnav Pati, kucağımdan bir sıçrayışta yere indi. Koşa koşa
kayboldu gözden. Nereye gitti? Niye gitti? Hiç söylemeden...
Naz Ferniba |