|
ACZ ve SÜKÛT
Gönül, Hak’tan gayrı sevgi ve ilgilerle dolarsa orası “puthâne” olur.
Puthâne olmuş bir gönlün ise “aşk”ı olmaz.
Böyle bir gönlün toprağında nâdîde çiçekler açmaz. Çünkü böyle bir gönlün gıdası
süfliyâttır.
Aşk çerisi olmadan da gönüldeki putları kırmak mümkün değildir.
Kâlp, Rabbânî ilhamların tecelligâhı olmalıdır. Bunun için de kâlp temizlenecek,
pak bir “ayna”ya dönüşecek ki, dışarının “hakikât”i kendi lisânı ve muhtevasıyla
içeriye, kalbe yansısın.
Tecellî gerçekleşsin.
Ezel ve ebed sırrını fısıldasın.
Gayb dünyâsından haberler versin.
Gönlümüzden dilimize hikmet pınarları aksın.
*
Öyleyse ölü kalbi canlandırmak...
Yüreği hisseder hale getirmek gerekmektedir.
Aşk yüreğe düştü mü, nefsânî ve dünyevi olan her şeyi yakıp kül etmelidir.
Hazret-i Mevlânâ’nın “hamdım, piştim, yandım” demesini bu manâda anlamak
gerekir.
*
Diriliş, ölümden sonra gelecektir.
Yokluğun ve yoksulluğun kapısında O’nunla yüzleşeceğiz.
Şairsek, bu kâbiliyeti O verdi.
Sözü O yarattı.
Dağlar, denizler, ırmaklar O’nun eseri...
Söz, O’nun emaneti..
O’nu tanımak, doğru okumak, anlamak ve anlatmak...
İyi ve güzel olana çağırmak, kötü ve çirkin olandan uzak tutmak. Hem kendimizi
hem de başkalarını...
Hem O’nun istediği gibi bir insan olmak, hem de O’nun istediği gibi şâir
olmak...
*
Ama asıl sanatkâr olan O’dur.
Şâir, Sâni-i Zülcelâl karşısında acz ve fakrını asla unutmadan nefsinin
vehimlerine fırsat vermemelidir.
Emânete ehliyet, böyle olabilir ancak.
O’nu söylemeyen dil sussun. Zira, hayır söylemeyen için hayırlı olan sükûttur.
Aczimizi bilmek,
Söz’le kibirlenenlerden olmamak gerekir.
Ten, canın; söz, gönlün aynasıdır.
Ayna kırılmadan benlik esâretinden kurtulup tecelli ile dolmak mümkün değildir.
Zâhirden daha önemli olan bâtındır.
Cevizin kıymeti kabuğunda değil içindedir.
Sûrete tapmadan mânâ güzelliğini idrâk etmek...
Rabbânî ilhâma tâlip olmak gerekir.
İlhâmât-ı Rabbânî ise tecellîdir.
Rabbânî ilham ise vahyin ışığından gelir.
Böyle şiir, şâirin zikri olur.
İster bir çiçeği anlatsın ister bir dağı,
İster sevinci anlatsın ister ayrılığı...
Ne söylersek söyleyelim O’nu söylemiş oluruz.
Çünkü gölge asıldan ayrı değildir.
*
Rahman ve rahîm olanın adıyla...
Mustafa ÖZÇELİK |