ZORUNLULUKLAR

Bir gün batımının, zaman sonu olup olmadığını bilebilir miyiz? Gün doğumunun nelere gebe olduğunu, neleri bize sunacağını kestirmek bile çok güç değil midir? Yaşamı biz oynarken karşımıza çıkan mecburiyetlere, hoş geldin ne iyi ettin de geldin diyebiliyor muyuz? Kaderci olmak istemezken mecburiyetleri yaşarken neler hissediyoruz? Oysa ki bunlarla mücadele etmenin yolu insanın kendi iradesinden geçer bunu o kadar iyi biliyoruz ki, lakin gene de hayatımız da kimi şeyleri istemesek de mecburmuşuz gibi bir edayla başımızı önümüze eğip, onlarla yaşamayı bir güç biliyoruz. Dayanıyoruz ya, güçlüyüz işte... Neden bu kabulleniş ve suskunluk? Bir çaresizlik koyuna demir atmış birkaç tekneden biri de bize ait değil mi? Çaresizlik acizliğin sonucu mu, yoksa vazgeçemediğimiz değiştiremediğimiz şeylere verdiğimiz yeni bir isim mi? Bu kadar soru işaretinin cevapları kimde saklı? Doğarken bile istemsiz bu dünyaya gözlerimizi açtığımızda mecbur nefes alıp vermek zorunda kalıyoruz. Ne komik doğarken başlıyor mecbur yaşam hakkı. Elbette zorunluluk yaşamda saklıysa bu bir çelişki olmamalı. Zamanla gelişen, hissetmeyi mecburiyetten istemeye dönüştüren biz insanlar belli yetileri kazandıktan sonra aslında hiçbir şeye boyun eğmememiz gerektiğini de öğreniyoruz. Ama çoğumuz her nedense bir şekilde kabullenmediğimiz şeylere bile itaat etmek durumunda kalıyoruz. Önceleri babamıza sonraları eşimize, patronumuza, kanunlara, insanlara ve daha bir çok şeye... Bunların bir kısmı aklımıza ve yüreğimize tezatolmuyor. Ama ya tezat olup da kabullenmek zorunda kaldığımız şeyler. Bizi kökten sarsan, direk mutsuzluklarımıza sebeb olan boyun eğmeler. Bunları düşünmekten bile korkuyoruz çoğu zaman, ‘aman ne yapalım böyle olması gerekiyor demek ki’ deyip yaşamak daha kolay geliyor biz insanlara. Sonra da içinde bulunduğumuz şeylerden hep bir şikayet, hep birilerini suçlama bir kılıf uydurma dönemi başlıyor hayatımız da ne yazık. Düşünün bir kere işinizde bir sürü olumsuzlukları görüp ‘bana ne’ tavrıyla her gün işinize gidip gelirsiniz, sonra da birilerine yeri geldiğinde patronunuzun ne kadar nalet bir adam olduğunu utanmadan haykırırsınız. Oysa ki kaç kez işinizde birşeyleri değiştirmek için mücadele vermişsinizdir, ya da siz ne kadar iyisiniz de işiniz bu kadar kötüdür. Yani işin aslı siz o işten memnun değilseniz oraya mecbur değilsiniz, ya bırakır gidersiniz, ya da değiştirmek için birşeyler yaparsınız. Ama birilerini suçlamak hep en kolayıdır. Bu evliliklerimizde de böyledir, dostluklarımızda da, hayatımızın bir çok karesinde. İnsan olmanın en güzel özelliği düşünme, hissetme, paylaşma, akıl yürütme, mücadele gücüdür. Yeri geldiğinde inandığı doğrular adına canından vazgeçmeyi bilen insan, yaşamın hiçbir bölümünde yaşadığı olumsuzlukları başkalarına mal etmemeyi bilendir. Çünkü onu diğer canlılardan ayıran irade ve düşünme gücü, tüm yaşadıklarına yön tayin edendir. Pusulasını doğru kullanan için kıble hep aynı yöndedir.

Özlem CAN

 

 

Geri Ana Sayfa Arkadaşına Gönder

Yukarı