YÖNELİŞ

Ağırdan alacaksın biraz bu yolculuğu. Trenin raylarda çıkardığı ritmik trık trık’larını dinleyerek. Kulağın bu sese alışacak. Gözlerini yumacaksın. Ses bir yerde bitse de sen duymaya devam edeceksin. Trık trık... trık trık... trık trık... Bizim yolculuğumuzun son durağı yok.

Rüyaların da rüyaları olduğunu bilmelisin, hiç yok sandığımız öyle çok şeyin yaşadığını düşünerek. Burada güneş batarken; orada, taa orada, ötelerde bir yerde aynı güneşin doğması gibi. Sen yüzünü doğan güneşe döneceksin. Parlayacak gözlerin. Pırıl pırıl... pırıl pırıl... pırıl pırıl... Bizim aydınlığımızı boğacak bir karanlık yok.

Bir yerin acıdığında, hiç dinmeyecek gelse de sancın; her yokuşun ardındaki inişi hatırla. Fırtına sonrası dinginliği... dalgaların sahilde duruluşunu... bir de kıştan çıkan ağaçların filizlenişini hatırla. Ferahlayacaksın. Yüreğin uçacak. Pır pır... pır pır... pır pır... Bizim sonsuzluğumuzun bir benzeri yok.

Usulca seyredeceksin güzellikleri; incitmeden, yitirme telaşını hissettirmeden. Büyülenmişliğin ardında tiril tiril titreyeceksin. Ellerin tuttuğunu bilmeyecek. Gözlerin gördüğünü... kulakların duyduğunu... adımların yönünü... sen sen’liğini bilmeyeceksin. Titreyeceksin. Tiril tiril... tiril tiril... tiril tiril... Bizim eriştiğimiz noktanın ötesi yok.

Yorulana dek, dizlerin tutmayana dek yürüyeceksin bu yolda. Hatta ölene dek... Gök yarıldığında nerede olursan ol, yüreğinden bir sızı geçecek. Ayaklarında bir telaş göreceksin. Feryadını kimse işitmeyecek. Eyvah eyvah... eyvah eyvah... eyvah eyvah... Bizim ah’ımızın dinginlikte yeri yok.

Arada bir kırlardan çöllere atacaksın kendini, sararacaksın. Usul usul ney sesi dolacak kulaklarına geçmişten uçarak. Çalılar boyun bükecek sağda solda, sağda solda bir sürüngen kayıp gidecek. Sen gözlerini kısarak uzaklara, çok uzaklara doğru bakacaksın. Işıltısı dolacak yüreğine. Rüzgar esecek ara ara, saçların dalgalanacak. Püfür püfür... püfür püfür... püfür püfür... Bizim sevdamızın savrulacak bir yanı yok.

Satırlara bir bir işleyeceksin, nakış gibi, bu dile varmayan efsunlu ayrılığı. Kalemin ağlayacak. Sen susacaksın. Bir çıkış arayacaksın soluk alabilmek için. Çiçeklere bakacaksın. Çokça adımlayacaksın kaldırımları. Türkülerde demleneceksin bazı bazı. Dolduramayacaksın o nerede olduğunu bilemediğin boşluğu. Diley diley... diley diley... diley diley... Bizim ezgimizin herdaim tekrarlanan bir nakaratı yok.

Sonra yüzünü dönüp, hayata gülümseyeceksin. Kozasından çıkan bir kelebek kadar özgür kanatlanacaksın yukarılara, yukarılara, en yukarılara. İçinde bir çağlayan olduğunu farkedeceksin. Bir yamacın ardından güneşin sana uzandığını... minik bir elin sana tutunmaya çalıştığını... Bütün hüzünlerin mutluluğun gölgesi olduğunu anlayıvereceksin. Ve bütün mutlulukların hüznün gölgesi olduğunu... Sesleneceksin tüm dünyaya. Hey hey... hey hey... hey hey...  Bizim cümlelerimizin noktası yok.

Naz FERNÎBA

 

 

Geri Ana Sayfa Arkadaşına Gönder

Yukarı