|
ADI HAZANDIR,
HÜZÜNDÜR=YALNIZLAŞTIRIR
İşte böyledir hazan.
“Güzeldir ama nazlıdır. Çirkindir ama sevimlidir. Solgundur ama sadedir. Üşütür
ama sıcaktır. Sonbahar bir şiirle karşılar, bir denemeyle konuk edilir, bir
masalla uğurlanır. Onu tanımadığınız adreslerde ararken susuzluğunuzda bulur,
vahalarda yüreğine dokunur, son nefesinize yetiştirdiği kuru bir yaprakla
kaybedersiniz”.
…
Artık çoksesliliğin
ritmik sıkıntılarını, mevsimini yitirmiş güneşin omuzlarına yükleyip ufuklardan
uğurlarken, telaşlı bulutlarla birlikte yalnızlık şarkıları söyleme vakti
gelmiştir. Adı hazandır, hüzündür = yalnızlaştırır.
…
Hepimiz, göğünde
yıldızı olmayan gecelerin sabahına zoraki tebessümler dağıtan kanatları kırılmış
titrek bir hayatın çaresiz çocukları gibiyiz. Bir bağbozumunda daha
özlemlerimizin arkasına gizlenip, kendi yalnızlığımızın kıyılarında soluklanarak
içimizi ısıtacağımız hüzünlü mevsimlerin eşiğindeyiz. Sakın! sıcaklığını yaza
teslim eden güneşin size sahte gülücükler dağıtan cilveli duruşuna aldanmayın.
Bundan böyle, vaktini kuşanmış zamanın kollarında bitmek bilmez açmazlarınızı
düşünürken, aralık duran pencerenizden teninize değen soğuk rüzgarlarla
irkileceksiniz. Ve hazan yüzüne kapanan her pencereyle biraz daha kuşatacak
yaşamınızı. Ne düşünmesi gerektiğini düşünen kararsız ruh halinizin boşlukta
bıraktığı anlamsız izler, bakışlarınızla birlikte balkon demirlerinin
aralıklarından sıyrılıp sararmış yapraklarla sokaklara saçılacak. Bekleyen
de-beklenen de, gelen de-getiren de, giden de-götüren de yaşamınızın kuytu
köşelerinde yankılanan cılız, ama zarif bir ses gibi en beklenmedik anda her
köşe başında karşınıza çıkan sonbahar olacak.
…
Gelen hazandır,
hüzündür = yalnızlaştırır. Serseri kaldırımlarda hayatlarının gölgesine basmadan
yürüyen telaşlı insanlar, heyecanlı bulutların beklenmeyen gürültülerinden
ürkerek üzerlerine boşalttığı yağmurdan süratle kaçarken, kalplerini bile
yormadan düşüncelerinizi çiğneyecekler. Cümlelerinizin canı yanacak,
yaşamlarınızın kenarını göz yaşlarınız ıslatacak!. Yine de, düşüncelerinizle
aşık olduğunuzu, düşüncelerinizle ağladığınızı, düşüncelerinizle mest
olduğunuzu, düşüncelerinizle yıkıldığınızı, düşüncelerinizle yalnızlaştığınızı
hazandan başka kimseler bilmeyecek. Hayatınız kendine küsse bile kimse size yeni
bir hayat hediye etmeyecek. Ama, kıyıda-köşede kalan siyah beyaz
fotoğraflarımıza bakıp geçmişteki taze hayatlarımızı özlemek en çok bu mevsimde
yakışacak bizlere. Ve hepimiz, önümüzde duran fotoğraf karesine yaşamını
bırakarak dönemeyeceği diyarlara göç edenlerin bugün aramızda olmayışını, karşı
parktaki ağaçlardan topraklara savrulan yapraklarla anımsayacağız. Belki de bu,
gidenleri son görüşümüz. Ve gidecek olan kendimize, geride kalacak son
bakışımız. Bir sonraki sonbahara bizsiz kavuşacak dostlarımızla baktığımız son
fotoğraf karesi. Kim bilir, belki de bu SON VEDA(mız)!.
…
Sonbahar, üzerinde
ayak izlerinizi belli etmeden sessizce yürüdüğünüz mevsimin adıdır. Hangi kapıyı
çalmaya yeltenseniz hüzün kapı aralıklarından size bakıp yalnızlığı yanınıza
yoldaş edecektir. Ve siz, başını iki elinin arasına alıp güneşin batışını
üşüyerek izleyen insanların sımsıcak özlemler büyütmesi gibi umutla bakacaksınız
hayata. Bütün yolları ölümle kesişen yaşamların otobüs camlarına başlarını
yaslayıp uzun uzun hayaller kurması gibi anlık bir yansımayla geçecek
günleriniz. Hayallerinizin sınırsızlığına yetişemeden son durağa varacaksınız.
Ve yaşamınız, iki damla gözyaşıyla topraklara savrulacak!. Eninde sonunda her
şey, yitiğini arayan sahipsiz aşklar gibi güz olup, solgun renkleriyle
sessizliğe bürünecek. Sakın! olan-biten her şey için güz geçimlerini,
bağbozumlarını ve kaybettiğiniz masum yüreklerinizi suçlamayın. Sonbaharın
bunca telaşı, çekip gidenlerin ardından kılcal damarlarında aşk dolaşmayan ve
konuşacak sözü olmayan adamların elinde hayatlarımızın adresi belirsiz mektuplar
gibi ortalarda kalmaması içindir.
…
11 Eylül 02
Biliyorum! “yaşamak
büyüdüğünden beri, hayatı hep küçük gördü”. Ama yine de, “bizi şehrin
kaoslarında birbaşımıza bırakıp, duygularımıza palyaço elbiseler giydiren mevsim
sonbahar değil”. Yeter ki biz, mevsimin karşı kıyısından bize doğru koşan
hüznümüze yabancılaşıp kendi yalnızlığımızı taşlamayalım.
…
13 Eylül 02
Eğer Nisan’a ve
kırkikindi yağmurlarına yeni bir hayat için eskilerini boşluklara cömertçe
savuran güz kadar aşıksanız, yüzü baharlara dönük kardelenleriniz elbetteki
açacaktır. Ve sizler, kışı görmeden baharlarda uykularından uyanan papatyalar
kadar neşeli olacaksınızdır. Eğer; kendiniz olmak ve kendiniz kalmak için,
bütün değerlerini ayaklarınızın altına seren sonbahara sırtınızı dönerseniz:
yüzü ateşe dönük bir zakkum, rüyalarında kabuslar gören bir avare olup,
seviyor-sevmiyor diyerek yapraklarınızı bir bir koparan adamların ellerinde
parçalara ayrılırsınız. “Seviyor diyenlerin parmaklarında aşktan geriye kalan
yangın yeri gibi külleşirsiniz, sevmiyor diyenlerin parmaklarında, hayal
kırıklıklarından geriye kalan gözyaşlarıyla kuraklaşırsınız”. Ne sokaklarda
izinize rastlanacak bir adımınız, ne de hayata değer düşülmüş bir adınız kalır.
Yenilgilerinizin altında ezilir, mevsimsiz geçen günlerinizin zindanlarında
“baharı kapısından kovalayıp, baharın gelmesini sabırsızlıkla bekleyen
mevsimsiz, şaşkın mahkumlardan olursunuz”.
…
15 Eylül 02
Oy yüreğim! zor
mevsimlerde yaşamak zordur deyip de sakın korkma. Her şey, kafdağında ölen
ankanın kanatlarında hiçbir zaman ulaşamayacağımız yerlerde yok olmadı. Bil ki
gelen hazansa, ya getirdiği vardır, ya da gelmesi bile yalnızlığına yetmiştir.
Sakın üzülme. Zamana yenildiğini düşünsen de “Nisan yağmurları gibi kendi
saflığının içine akıttığın damlaların her zaman olacaktır”. Yeter ki sen, “kendi
yaşamının yağmurlarında ıslanma fırsatlarını kaçırma”.
…
17 Eylül 02
Ömrünüzde batmakta
olan güneşe doğru dar sokaklardan yürüyerek içine girebildiğiniz bir gün aralığı
varsa ve adı sonbaharsa bilin ki, nerede biteceği belli olmayan uzun-kısa
belirsiz bu hayat yolculuğunda yaşadım diyebileceğiniz bir gününüz vardır.
…
21 Eylül 02
“Sonbahar masumdur”.
Hayat, ağaçların dallarından savrulan sevdalarınızla can bulur. “Sonbahar
sevimlidir”. Sizlere yazdan sıyrılan lodosların telaşlı bulutlarda yağmur
aramalarını izletir. “Sonbahar hüzünlüdür”. İki elinizi paltolarınızın yan
ceplerine soktuğunuzdan beri, ayaklarınızın altına serdiği sararmış yapraklarla
bir başınıza yaptığınız düşünceli yürüyüşlerinize eşlik eder. “Sonbahar son
bakıştır”. Çöllerde leylasını arayan mecnun misali ufuklara başınızı çevirtir,
güneşin solan yüzünü izletirken de içinize hiç olmadığı kadar veda sözcükleri
doldurur. “Sonbahar belli ki bir hatırlatıştır”. Yere düşen her yaprak, kuruyan
her ağaç aslında hep kaçtığınız, ama kaçtıkça yaklaştığınız “o” son günün en
büyük tanığı ve en büyük habercisidir.
…
İşte böyledir hazan.
“Güzeldir ama nazlıdır. Çirkindir ama cilvelidir. Solgundur ama sadedir. Üşütür
ama sıcaktır. Sonbahar bir şiirle karşılar, bir denemeyle konuk edilir, bir
masalla uğurlanır. Onu tanımadığınız adreslerde ararken susuzluğunuzda bulur,
vahalarda yüreğine dokunur, son nefesinize yetiştirdiği kuru bir yaprakla
kaybedersiniz”.
…
Sonbahar masumdur.
Sonbahar sevimlidir.
Sonbahar hüzünlüdür.
Sonbahar son
bakıştır.
Sonbahar belli ki
bir hatırlatıştır.
Nurdal DURMUŞ |