ADI HAZANDIR, HÜZÜNDÜR=YALNIZLAŞTIRIR

İşte böyledir hazan. “Güzeldir ama nazlıdır. Çirkindir ama sevimlidir. Solgundur ama sadedir. Üşütür ama sıcaktır. Sonbahar bir şiirle karşılar, bir denemeyle konuk edilir, bir masalla uğurlanır. Onu tanımadığınız adreslerde ararken susuzluğunuzda bulur, vahalarda yüreğine dokunur, son nefesinize yetiştirdiği kuru bir yaprakla kaybedersiniz”. 

Artık çoksesliliğin ritmik sıkıntılarını, mevsimini yitirmiş güneşin omuzlarına yükleyip ufuklardan uğurlarken, telaşlı bulutlarla birlikte yalnızlık şarkıları söyleme vakti gelmiştir. Adı hazandır, hüzündür = yalnızlaştırır.

Hepimiz, göğünde yıldızı olmayan gecelerin sabahına zoraki tebessümler dağıtan kanatları kırılmış titrek bir hayatın çaresiz çocukları gibiyiz. Bir bağbozumunda daha özlemlerimizin arkasına gizlenip, kendi yalnızlığımızın kıyılarında soluklanarak içimizi ısıtacağımız  hüzünlü mevsimlerin eşiğindeyiz.  Sakın! sıcaklığını yaza teslim eden güneşin size sahte gülücükler dağıtan cilveli duruşuna aldanmayın. Bundan böyle, vaktini kuşanmış zamanın kollarında bitmek bilmez açmazlarınızı düşünürken, aralık duran pencerenizden teninize değen soğuk rüzgarlarla irkileceksiniz. Ve hazan yüzüne kapanan her pencereyle biraz daha kuşatacak yaşamınızı. Ne düşünmesi gerektiğini düşünen kararsız ruh halinizin boşlukta bıraktığı anlamsız izler, bakışlarınızla birlikte balkon demirlerinin aralıklarından sıyrılıp sararmış yapraklarla sokaklara saçılacak. Bekleyen de-beklenen de, gelen de-getiren de, giden de-götüren de yaşamınızın kuytu köşelerinde yankılanan cılız, ama zarif bir ses gibi  en beklenmedik anda her köşe başında karşınıza çıkan sonbahar olacak. 

Gelen hazandır, hüzündür = yalnızlaştırır. Serseri kaldırımlarda hayatlarının gölgesine basmadan yürüyen telaşlı insanlar, heyecanlı bulutların beklenmeyen gürültülerinden ürkerek üzerlerine boşalttığı yağmurdan süratle kaçarken, kalplerini bile yormadan düşüncelerinizi çiğneyecekler. Cümlelerinizin canı yanacak, yaşamlarınızın kenarını göz yaşlarınız ıslatacak!. Yine de, düşüncelerinizle aşık olduğunuzu, düşüncelerinizle ağladığınızı, düşüncelerinizle mest olduğunuzu, düşüncelerinizle yıkıldığınızı, düşüncelerinizle yalnızlaştığınızı hazandan başka kimseler bilmeyecek. Hayatınız kendine küsse bile kimse size yeni bir hayat hediye etmeyecek. Ama, kıyıda-köşede kalan siyah beyaz fotoğraflarımıza bakıp geçmişteki taze hayatlarımızı özlemek en çok bu mevsimde yakışacak bizlere. Ve hepimiz, önümüzde duran fotoğraf karesine yaşamını bırakarak dönemeyeceği diyarlara göç edenlerin bugün aramızda olmayışını, karşı parktaki ağaçlardan topraklara savrulan yapraklarla anımsayacağız. Belki de bu, gidenleri son görüşümüz. Ve gidecek olan kendimize, geride kalacak son bakışımız. Bir sonraki sonbahara bizsiz  kavuşacak dostlarımızla baktığımız son fotoğraf karesi. Kim bilir, belki de bu SON VEDA(mız)!.    

Sonbahar, üzerinde ayak izlerinizi belli etmeden sessizce yürüdüğünüz mevsimin adıdır. Hangi kapıyı çalmaya yeltenseniz hüzün kapı aralıklarından size bakıp yalnızlığı yanınıza yoldaş edecektir. Ve siz, başını iki elinin arasına alıp güneşin batışını üşüyerek izleyen insanların sımsıcak özlemler büyütmesi gibi umutla bakacaksınız hayata. Bütün yolları ölümle kesişen yaşamların otobüs camlarına başlarını yaslayıp uzun uzun hayaller kurması gibi anlık bir yansımayla geçecek günleriniz. Hayallerinizin sınırsızlığına yetişemeden son durağa varacaksınız. Ve yaşamınız, iki damla gözyaşıyla topraklara savrulacak!. Eninde sonunda her şey, yitiğini arayan sahipsiz aşklar gibi güz olup, solgun renkleriyle sessizliğe bürünecek. Sakın! olan-biten her şey için güz geçimlerini, bağbozumlarını ve  kaybettiğiniz masum yüreklerinizi suçlamayın. Sonbaharın bunca telaşı, çekip gidenlerin ardından kılcal damarlarında aşk dolaşmayan ve  konuşacak sözü olmayan adamların elinde hayatlarımızın adresi belirsiz mektuplar gibi ortalarda kalmaması içindir.

11 Eylül 02

Biliyorum! “yaşamak büyüdüğünden beri, hayatı hep küçük gördü”. Ama yine de, “bizi şehrin kaoslarında birbaşımıza bırakıp, duygularımıza palyaço elbiseler giydiren mevsim sonbahar değil”. Yeter ki biz, mevsimin karşı kıyısından bize doğru koşan hüznümüze yabancılaşıp kendi yalnızlığımızı taşlamayalım.

13 Eylül 02

Eğer Nisan’a ve kırkikindi yağmurlarına yeni bir hayat için eskilerini boşluklara cömertçe savuran güz kadar aşıksanız, yüzü baharlara dönük kardelenleriniz elbetteki açacaktır. Ve sizler, kışı görmeden baharlarda uykularından uyanan papatyalar kadar neşeli olacaksınızdır.  Eğer; kendiniz olmak ve kendiniz kalmak için, bütün değerlerini ayaklarınızın altına seren sonbahara sırtınızı dönerseniz: yüzü ateşe dönük bir  zakkum, rüyalarında kabuslar gören bir avare olup, seviyor-sevmiyor diyerek yapraklarınızı bir bir koparan adamların ellerinde parçalara ayrılırsınız. “Seviyor diyenlerin parmaklarında aşktan geriye kalan yangın yeri gibi külleşirsiniz, sevmiyor diyenlerin parmaklarında, hayal kırıklıklarından geriye kalan gözyaşlarıyla kuraklaşırsınız”. Ne sokaklarda izinize rastlanacak bir adımınız, ne de hayata değer düşülmüş bir adınız kalır. Yenilgilerinizin altında ezilir,  mevsimsiz geçen günlerinizin zindanlarında “baharı kapısından kovalayıp, baharın gelmesini sabırsızlıkla bekleyen mevsimsiz, şaşkın mahkumlardan olursunuz”.

15 Eylül 02

Oy yüreğim! zor mevsimlerde yaşamak zordur deyip de sakın korkma. Her şey, kafdağında ölen ankanın kanatlarında hiçbir zaman ulaşamayacağımız yerlerde yok olmadı. Bil ki gelen hazansa, ya getirdiği vardır, ya da gelmesi bile yalnızlığına yetmiştir.  Sakın üzülme. Zamana yenildiğini düşünsen de “Nisan yağmurları gibi kendi saflığının içine akıttığın damlaların her zaman olacaktır”. Yeter ki sen, “kendi yaşamının yağmurlarında ıslanma fırsatlarını kaçırma”. 

17 Eylül 02

Ömrünüzde batmakta olan güneşe doğru dar sokaklardan yürüyerek içine girebildiğiniz bir gün aralığı varsa ve adı sonbaharsa bilin ki, nerede biteceği belli olmayan uzun-kısa belirsiz bu hayat yolculuğunda yaşadım diyebileceğiniz bir gününüz vardır.

21 Eylül 02

“Sonbahar masumdur”. Hayat, ağaçların dallarından savrulan sevdalarınızla can bulur. “Sonbahar sevimlidir”. Sizlere yazdan sıyrılan lodosların telaşlı bulutlarda yağmur aramalarını izletir. “Sonbahar hüzünlüdür”. İki elinizi paltolarınızın yan ceplerine soktuğunuzdan beri, ayaklarınızın altına serdiği sararmış yapraklarla bir başınıza yaptığınız düşünceli yürüyüşlerinize eşlik eder. “Sonbahar son bakıştır”. Çöllerde leylasını arayan mecnun misali ufuklara başınızı çevirtir, güneşin solan yüzünü izletirken de içinize hiç olmadığı kadar veda sözcükleri doldurur. “Sonbahar  belli ki bir hatırlatıştır”. Yere düşen her yaprak, kuruyan her ağaç aslında hep kaçtığınız, ama kaçtıkça yaklaştığınız “o” son günün en büyük tanığı ve en büyük habercisidir.

İşte böyledir hazan. “Güzeldir ama nazlıdır. Çirkindir ama cilvelidir. Solgundur ama sadedir. Üşütür ama sıcaktır. Sonbahar bir şiirle karşılar, bir denemeyle konuk edilir, bir masalla uğurlanır. Onu tanımadığınız adreslerde ararken susuzluğunuzda bulur, vahalarda yüreğine dokunur, son nefesinize yetiştirdiği kuru bir yaprakla kaybedersiniz”. 

Sonbahar masumdur.

Sonbahar sevimlidir.

Sonbahar hüzünlüdür.

Sonbahar son bakıştır.

Sonbahar belli ki bir hatırlatıştır.

Nurdal DURMUŞ

 

 

Geri Ana Sayfa Arkadaşına Gönder

Yukarı