|
GİDİN
Size bir şey
değil, çok şey söyleyeceğim!
İster
dinleyin, ister def edin kulaklarınızdan...
İster üzülün,
ister aldırmayın yazılacak olan her ne ise...
İster aldırın,
ister her zamanki gibi satın gitsin dünyayı...
İster
hoşgörün, ister hükmedin...
Ne
isterseniz onu yapın, herkes gibi...
Siz
özgürsünüz, tutsaklığının farkında olmayan özgürler...
Buyrun
başköşeye, dilerseniz........
Gidin ve kendinize
başka zavallılanacak omuzlar arayın. Nerede ve nasıl bulacağınız, o omuzları...
benim ilgi alanımın dışına, taa dışına, hatta o taa dışın dışına çıkıyor.
Gidin... her ne
yapmak istiyorsanız onu yapın. Bana öyle karartılmış manzaralardan çizmeyin
aptal aptal. Cart curtlarınız da sizin olsun.
Gidin toprağa yanın,
hani o gireceğimiz toprağa...
Gidin mehdiler bulun
kendinize, ille de yolgösterici sapkınlığındaysanız.
Gidin krişnalar
arayın, boş yüreğinizle.
Gidin yollarınıza,
nereye yöneldiğini bilmediğiniz milyonlarca yol ekleyin, sağa-sola kıvrılıp
duran.
Gidin dağbaşlarında,
inlerde sesinizi dinleyin, sesinizin yankısını... bağırıp çağırıp.
Gidin Aristo’nun
akademisinin sıralarını kazıyın.
Gidin Platon’un
mağarasından koccaman bir gözle dışarıyı anlamaya çalışın, bir koyunu şekilden
şekile sokun.
Gidin Galile’nin
nasıl asıldığını seyredin, ölümde bile bir insanın nasıl yuhalandığını
hissedin.
Gidin Marquez’den
‘Allah var’ tabelasını yüreğinize yazmasını isteyin, yol başlarına değil.
Gidin Tom Amca’nın
Kulübesi’nde sabahlayın.
Gidin Poul Auster’ın
hayaletiyle insanların problemlerini çıkmaza sürükleyin.
Gidin Vahşi’nin
atının burnundaki toz olamamanın sancısını çekin.
Gidin kutsal
topraklarda debelenin, bir kurtuluş umudu için.
Gidin Nur Dağı’nın
ihtişamında ezilin. Medine’nin çölünün delik-deşik kayalarla nasıl bezendiğini
hayretle iceleyin.
Gidin mekke’nin
beton dağlarının içine gizlediği enfes manzarada kaybolun.
Gidin insanları
anlamamakla suçlayamayacağınız dil bilmez kabileler arasında yaşayın.
Gidin bozkırların
çatlamış topraklarının çatlaklarına gözyaşı akıtın.
Gidin sabahlara
kadar gırtlağınızı yırtarcasına bağıra çağıra eğlenin.
Gidin kuştüyü
yastıklarınızı, bir yastığı olmadan uyuyan sokak çocuklarına nisbet yaparak
duvarlara vura vura parçalayın.
Gidin Alice’nin
tavşanıyla kriket oynayın.
Gidin Osmanlı’nın
depdebesini Süleymaniye’den bir pencere açarak görün.
Gidin sarı
selvilerle rüzgar dansı yapın.
Gidin kavga edin.
Gidin birbirinizi
yiyin. Konuşmayın, haykırın. Susmayın, feryad edin. Göbeğinize harf dövmeleri
yaptırıp herkes görsün diye de o mimli göbeğinizle elaleme göz zevki verin.
Gidin yalvarın
camide yaradana, affetsin diye sizi.
Gidin uyuyun. Sigara
için, çiçek koklamayın dalından koparın. Alkolle küplere binip gebertin dan
dan’larınızla herkesi. Durmayın, koşun. Yemeyin, için. Saçınızı her gün başka
renge boyayın. Billboard’larda aşkınızı ilan edin, sesinizi kesin. Reklam
afişlerinde kendinizi görüp sevinin. Oturmayın, ayakta durun. Paraya eğilin,
manadan habersiz bir ömür tüketin. Dervişleri deli, delileri hükümdar yapın. Her
sözün peşinden geberene kadar koşun. Duyun da inanın, her duyduğunuzu bin
abartıyla satın, söyleyin de herkes inansın. Bir kuyuya iğne atın, dünya onu
arasın, arasın da bulamasın. Kıtaları bine çıkarın, kaptanlar dönsün de dursun
peşinden bulana dek kıtaların. Uydular herkesi vursun. Bilgisayarda aşk yaşayın.
Her saat sevgili değiştirip, gömlek değiştirmeyin. Size gelen mailleri reply
yapın.Din kavganızı, kendi inancınızı sarsacak kadar ileri götürün. Tebessüm
etmeyin, kahkaha atın. İnanmayın, münafık olun. Ayetleri mezarlıkta okumak için
ambara kilitleyin. Taşların dilini mühürleyin. Baykuşun sizin adınızı
söylemesine asla izin vermeyin, sonsuzca dünyada kalın. Masallara gülün geçin,
masallar da sizi dinlemesin. Karamazov Kardeşler’in gerçeğini siz yayınlayın.
Tolstoy’un neden ücra bir tren istasyonunda öylece ölüverdiğini bir de siz
tartışın... müslümanlığını da unutmayın. Adil olmayın, zulmedin. Canlı cansız
her şeyi yok edin. İstiklal marşınızı onuncu yıl marşıyla bir şekilde
değiştirmeye çalışın. Zehirleyin kendinizi, çocuklarınızı, torunlarınızı...
radyasyon yayan teknolojiyi daha çok radyasyon için geliştirin. İnsanları
kopyalayın, danaları delirtin, nehirleri barajlar için kurutun, depremleri
tabiatın bir oyunu olarak kabul edin. Yaptığınız filmlere godzilla adını verip
zavallı insan elinizle tanrılar yaratın. Televizyonları evlere, insanları
televizyonlara doldurun. Sevgiyi nefrete çevirin, sevmeyin. Giyinmeyin, çıplak
gezin. Müzikle kocca bir gürültüyü aynı fıçıda değerlendirip, soyunmayı sanat
olarak millete yutturun. Arabalarınızı yatak odanıza çevirip, her akşam bir
sahilde dalgaların sesini dinleyin. Romanları yalanlarla bezeyip, doğru
söylemenin erdemini çocuklarınızdan gizleyin. Vurun, öldürün, asın, kesin,
biçin... uyuşturucuyu kötülerken uyuşturucuya yol verin. Şüphelenin, şüpheye
düşün, şüpheden kurtulmayıp kendinizden bile şüphelenmeye başlayın. Ağaçları
kesin, ormanları yakın, denizleri petrolle renklendirin. Terörü tabiata zarar
vermekle eşdeğerde tutup, kendinizi kendiniz nasıl asıyorsunuz uzaktan bir
bakın. Doğal gaz boruları döşeyin, yerin altına üstüne, sağına soluna, önüne
arkasına, her yer patlamaya hazır bir bomba halini alsın. Telefonda saatlerce
konuşun, çocuğunuzu televizyona teslim edin. Üryan gezin. Saçınıza binlerce örgü
örün ki gören sizi meşgul sansın. Elbisenizin boyu, gömleğinizin kolu olmasın.
Ayakabınız gökdelenlerle yarışsın, kendinizi büyük sanın. Gidin... nereye
giderseniz gidin. Bana yaklaşmayın. Gidin... sizi ve sizin gibileri hayatımdan
çıkarıyor, Robinson Cruzo’ya imreniyorum. Bakışlarınızı da çekin, kendinizi
de... başka kurbanlar aramaya gidin.
Ve en
önemlisi inanmayın!
Bir
dininiz olduğuna asla inanmayın!
Derya AYDAN |