|
GECEYE DÜŞÜLEN NOTLAR
Gece zifiri karanlık
ve ay bulutların arasında var olma savaşı veriyor. Kuru bir ayaz zamanı avucuna
almış hazmetmeye çalışıyor. Donuk bakışlı baykuşun iç ürpertici sesi geliyor
kulaklarıma ve geceyi bölüyor en lift yerinden. Yer yer sönük yıldızlar. Sere
serpe kır çiçeklerinin üzerinde oyun çıkartmaya çalışan tavşanın rahatına
diyecek yok.
Kendimden geçmiş
iradesiz adımlarla mekansızlığa ilerliyorum. Dudağımda eski bir türküyle ve
ney'e özenen dudaklarımdaki ıslık çırpınış içerisinde tezatlığı resmediyor.
Gökyüzündeki kandilleri seyre koyuluyorum; birbirini kovalayan bulutlar ve
ortalarında varlığını kanıtlamaya çalışan ay. Ürpertiyle bakışlarımı
uzaklaştırıyorum. Ayağıma bir cisim takılıyor, sabırla nadasa bıraktığım ve
sabır tarlasında bire bin veren öfkemle tekmeliyorum kola tenekesini. Baykuşun
sesini bastırıyor ve ağaçlardan bir gürültü kopuyor. Sincap ürkmüş olmalı ki
daldan dala sıçrıyor. Ay bulutlardan kurtuluyor ve ayın ışığında sincabın
gözlerinde nefret okunuyor. Rahatsızlık verdiğim için üzülüyorum, kendime
kızıyorum ama nafile... Ürkek adımların mekansızlığa ilerleyişi devam ediyor.
Mekansızlığa ilerleyen adımların rüzgarı oluyor karmaşık duygular. Hararetli
adımlarımı soğuk hava dizginliyor üşütme korkusuyla eve dönüyorum.
Odanın içi hiç iç
açıcı değil, birazcık toparlamaya, kendim için oturacak bir yerler açmaya
çalışıyorum. En az yorgunluğum kadar yıpranmış küçük bir radyo masanın ortasında
gözlerime bakıyor. Dokunuyorum konuşmaya başlıyor ve dökülen sözler bam telime
dokunuyor. "Git" diyor Minik Serçe o eşsiz yorumunda ve şarkı gecede benimle
bütünleşiyor, köhneleşmiş duygular sahneye çıkıyor. Kanepenin üzerinde
kirpiklerimi bile kırpmadan hareketsiz kalıyorum öylece. İçimdeki duygu şelalesi
geceye dökülüyor ve çıkan sesin ahenginde bir kez daha yok olup gidiyorum
yokluğunun boşluğunda. Sigaramdan son bir nefes daha içime çekip bir yenisini
yakıyorum. Duman efkarla dağılıyor odamın duvarlarında.
Dikkatimi yeniden
radyodaki bir ses çekiyor, kulak kabartıyorum. “seni seviyorum, seni seviyorum,
ayrılık canıma yetti...” diyor genç bir kız. Yere düşen kristaller gibi bin bir
parçaya bölünüyorum. Yarım kalan öksüz sevdalar... Hayalimin penceresinde
davetsiz daimi misafir. Dudaklarımdan volkan gibi bir oh patlıyor, alevleri
sarıyor damarlarımı... Heyacanlanıyorum odanın dağınıklığına bakma der gibi
bakıyorum misafire. Beni yıkılmış görmesinden korkuyorum. Doyamadığım bakışların
bir demet derip yoldaş geceye sunuyorum. Sigaramdan son bir nefes daha çekip,
yarım kalan romanı okumaya/yaşamaya devam ediyorum.
Ali CEYHAN |