AKŞAM YAĞIYOR ÜZERİME

Akşam yağıyor üzerime, hissediyorum. İçimdeki bu yavaş yavaş çöken karanlık hissi bundan olsa gerek. Onu sessizce karşılıyorum bir köşe başında. İliklerime kadar akşam doluyorum. Bir kenarımda ay halesinin varlığını seziyorum hatta. Hatta yıldızlar parıldıyor her bucağımda. Gözümü alıyorlar. ‘Ne aydınlık bir gece bu içimdeki’ diyorum. Şaşırıyor muyum? Neden olmasın. Heyecanlanıyorum üstelik. Ellerim telaşlanıyor. Usulca köşe başından sokağa dönüyorum. Akşam yağıyor üzerime.

Bir apartman bahçesindeyim. Ağaçlar var. Renk yok. Her şeyin rengini ben veriyorum. Canlanıveriyor manzaram. Yaprakları bordoya boyuyorum, meyveleri laciverde. Otların kızıllığı gözümü alıyor rüzgarın her sağa sola savruluşunda. Bir çardağın altında bir oturak buluyorum. Çöküyorum. Renkler üzerime geliyor. Mavi, sarı, gri ve ve ve mor. Akşam yağıyor üzerime.

Yanıbaşımda kimsecikler yok. Yine de yalnız değilim. Hiç olmadım ki! Ne boşluktayım, ne boşluk var içimde. Cıvıldaşan yüreğimden yükseliyor ezgiler. Bir türkü tutturuyorum:

 ‘Güzel seni çok özledim

Üç ay oldu yol gözlerim

Hakikattır bu sözlerim’

Akşam yağıyor üzerime.

Özlediğim bir parça çocukluğum, bir parça beyaz papatya, bir parça yoldan geçen arabacının çığırtkan ama yorgun sesi. Büyük değil isteklerim gibi özlemlerim de. Her şey boyumca, boyuma uygun. Ben de öyle! Belki sırf bu yüzden yüküme ses çıkarmadım. O da boyumca olsa gerekti. Akşam yağıyor üzerime.

Merdiveni olmayan bir evim oldu. Bir de merdiveni olan evlerim. Çok eve yerleştim, çok evden çektim gittim. Pencereleri açılmıyordu bazılarının, bazıları da bir türlü kapanmıyordu. Kapıları gıcırdayanlar vardı. Duvarları kağıtlı, duvarları boyalı, bir de halılı. Geçti gitti her biri. Yok  yok ben geçtim gittim, onlar durdu. Bir sokaktayım. Akşam yağıyor üzerime.

Kazaklar üzerine yazacağım birgün bir masal. Renk renk kazaklar, renk renk masallar. Sazlı sözlü gardıroplara dizeceğim onları bir bir. Bir yanda kazaklar, bir yanda masallar. Boğazlılar, kollular, kısalar, yakasızlar... ilmek ilmek kazak öreceğim hatta, satır satır masal yazdığım gibi. Adım adım bu sokağı geçtiğim gibi. Akşam yağıyor üzerime.

Aradığım bir yer var belki. Bir yüz mü yoksa? Bir ev... bir bir anı mı ya da? Şu pastaneden pasta aldığım güne kaydı ayağım. Şu yokuştan tırmandığım güne... Şu fırında pişen ekmeklerin kokusunu aldığım güne... Pul biriktirirdim. Kartpostal ve peçete... bana gelen bütün mektupları saklardım. Günlüklerim artık raflar dolusuydu. Sinema biletleri bile benim için çok değerliydi. Defterleri çok severdim, eski olanları. Bir de kalemleri, rengarenk. Hızlı yürürdüm, savura savrula mıydı? Bana uçuyormuşum hissi gelirdi. Şiir yazardım, çok komik! Ben şiirden ne anlarım! Gülüyorum şimdi tüm sevdiklerime. Akşam yağıyor üzerime.

Karanlık tüm ihtişamıyla çöktü. Korkmalıyım. Sessizleşti yollar, boşaldı. Bir kedi miyavladı. Bir hışırtı duydum şu taraftan. Yürüyorum. Evlere çekilme zamanı belki. Işıklar yanıyor. Pencereler soluk aydınlıklar saçıyor yana yöne. Görüyorum. Gördükleri mi görebiliyor musunuz? Duyuyorum. Duyduklarımı duyabiliyor musunuz? Üşüyorum. Üşüdüğüm için üşüyor musunuz? Buradayım. Burada olduğumu biliyor musunuz? Hep vardım hayatınızda, içinde, en içinde hayatınızın. Farkında mısınız? Ağaçlar boylu boyunca eğiliyor. Akşam yağıyor üzerime.

Çok şey söyledim. Doğru... yanlış... bilerek... bilmeyerek... atarak... atmayarak... öfkeden kimi, sevgiden kimi, bilgisizlikten kimi... duyuyorum yeni baştan hepsini şimdi söylenmiş gibi. Çok şey söylemeye devam etmeliyim de. İnancımı ölçmeliyim. Boyumu da... Bir de yolum yordamım olmalı. Di mi? Yolu yordamı, evi barkı, işi gücü, varı yoğu, alı akı, şunu bunu, cartı curtu, falanı filanı... olmayanın e ben ne diyeyim artık ona: hay senin gibi yolsuz yordamsızın, hay senin gibi evsiz barksızın, hay senin gibi işsiz güçsüzün, hay senin gibi varsız yoksuzun... ver elini öpeyim! Yürümeye davam ediyorum bir başka sokak kaldırımında. Akşam yağıyor üzerime.

    Naz FERNÎBA

 

 

Geri Ana Sayfa Arkadaşına Gönder

Yukarı