NASİHATLER

 

Ey derviş, dünya sevinç yeri değil, gurur dünyası.

Kötü tesirli bir ok temreni, hainlik düşünen bir hilebaz.

Yoktur açtığı yaranın merhemi.

İbrahim Edhem’in kendisinden elini eteğini çektiği yer.

Gaflet ve rezilliğin kendisine kaçtığı yer.

Bayezid-i Bistâmî’nin, Cüneyd-i Bağdâdî’nin bir kenara attığı

sıkıntı evi,

                        zulüm evi.

Can yakan acı bir mum;

Şekîk-i Belhî’nin yüz çevirdiği yer.

Tapınağı iradesiz, azimsiz bencillerin.

Ebû Saîd-i Ebu’l-Hayr’ın sırtını çevirdiği yer,

Seçkin kişilerin terkettiği,

haydutların kapıştığı yer.

Düşkünleşir bu dünyaya talip olan.

Özür dili de aciz kalır özürden.

şudur ibret alanların delili:

"De ki: Dünyanın zevki azdır."

Ey tasavvuf yolcusu!

Varsa Yüce Tanrı’dan bir arzun,

istiyorsan kurtuluş,

                        ibadet et;

                                    kelime-i şehâdet getir.

İbadet et geceleri kıyamet günü için.

Artır iyi amellerini;

                        terket emellerini.

Aldatma elbisesi,

                        İblis’in büyüsüdür emel.

Dikkat et “Dünya bir andır” öğütüne,

                        “Onu ibadetle geçir” uyarısına.

Geç kırlardan,

                        bak mezarlığa.

Görürsün yüzbinlerce yatanın

bir zamanlar çalışıp çabaladıklarını,

                        hiç bir şey elde edememiş yaşlılar!

Delisiniz,

                        çünkü uyuyorsunuz.

Yabancısınız,

                        çünkü anlamıyorsunuz

                        kan ve toprak içinde yattığımızı,

                        yüzümüz örtülü nasıl uyuduğumuzu.

Dolunayız biz bir bir.

Çıkıverdik bir haftada aklınızdan.

Mutluluk konağındaydık biz de sizlerden önce.

Büyütmedeydik padişahlığımızı.

Emdik dünya denilen gelinin memesini.

                                    Ölümün acılığını tattık sonunda

ve görmedik hayatın vefasını.

“Bunlar yalnız birbiriyle gürültü ederken ansızın koparak onları alıp götürecek bir tek sayhayı bekliyorlar”

fırtınası savurdu bizi yokluk rüzgarına

                                    ve düştük yokluk toprağına.

Ne merhamet gördük ailemizden, yakınlarımızdan,

                        ne menfaatimiz oldu maldan mülkten.

şimdi kalmadı yastığımız, yaygımız, yorganımız,

                                                haremimiz, karımız,

                                                nakdimiz, paramız,

                                                yüzümüz, görkemimiz, ordumuz.

Kalmadı seslenme olanağımız.

Biz kimiz?

                        Bir avuç dilenci.

Dünyadaki nasibimiz

                        rızıksızlık ve ümitsizlik.

Etimiz, yağımız kurtların nasibi.

Elimizdeyken imkan, ocaktaydı cevher.

Bulurduk o zaman huzuru, olurduk mutlu.

Gösteremedik bir hüner,

                        aramadık bir şeyler.

Düştük perişanlığa.

Can verdik o halde.

Yitirmedinizse aklınızı,

                        bakın bir bize.

Görün,

                        inlemekte ruhlarımız,

                        akmakta hasret gözyaşları.

Semeremiz, değil duraklama;

                        yaptıklarımıza pişman olma.

Abdullâh-ı ENSÂRÎ

 

Geri Ana Sayfa Arkadaşına Gönder

Yukarı