|
TÜLSÜ
Yüreğime prangalar vursunlar
Hukuksuz yüreklerin ve haydut zihinlerin konuşma vaktidir artık. Zifiri gecedir
varlığım. Ve sabah denilen hayal bir aldatmadır, bir hiledir, bir tuzaktır.
Hayallerimizi, kolumuzu keser gibi keserek gövdemizden, uzak bir kara parçasına
attık. Oyalansın modern çağ masallarıyla New York şehri sakinleri ve güzel
salonlarda güzel filmler seyretsin Parisliler. Londra'da dans başlasın,
Brüksel'de pazar kavgası. Biz hayallerimizin yerine kocaman kara taşlar koyarak
ve silme gece, silme soğuk, silme ateş bir halde hukuk kitaplarını yırtalım
gelin. Görgü kurallarını ve nezaket cümlelerini ve hitabet sanatını ve oy verme
gerekçelerini kıralım birlikte. Vaatleri ve vaatlerin ardındaki yalanları ve
yalanların ardındaki ödlekleri ve ödleklerin ardındaki korku imparatorluğunu
devirelim bugün. Dağların ve soğuk suların ve sularda yıkanan kavruk yüzlerin
hatrına devirelim hem de. Ve sorduklarında bize, sağlam gerekçelerimiz olmasın
onlara göre. Mantık başka türlü işlesin ve bizim mantığımızla doğsun güneş.
Bizim izahlarımızla tutulsun ay. Biz koyalım adını ayrılıkların. İhanetlerin. Ve
zaferlerin.
Sen savaşmayı bilirsin hukuksuz yürek. Bilirsin inandıkların uğruna ölmeyi.
Potansiyel suçlusun zaten caddelerde kollarını savura savura yürürken. Bu şehir
seni sevmez. Ve sen bu şehri kalın bağırsağına dek bilirsin. Senden
sakındıkları, gizledikleri, esirgedikleri her şeyi, yakılacak ve yağmalanacak
her şeyi bilirsin. Bilirsin Kureyş kervanlarının geçtiği yolları. Gözlenecek ve
kesilecek yolları bilirsin. Bir namlu gibi düşünmeyi öğrettiler bize. Ve namluya
mermi sürülür gibi yaşadık hayatlarımızı. Nice aşklara ve nice yıkımlara tetik
düşürdük. Kapıları çekip çıkarken alnından vurulmuş birşeyler kaldı geride.
Hukuksuz ve kayıtsız doğduk. Bize şah damarımızdan daha yakın olana iman ettik
sadece ve gözümüzü kırpmadan vurduk şah damarımızı ve şah damarından vurduk
önümüze uzattıkları anlaşma metinleri. Anlaşmak istemiyoruz biz. Silahlarımızı
bırakmaya niyetimiz yok. Zaten silah bırakmak, yüreğimizi ve bedenimizi de orada
bırakmak anlamına gelir. Biz yüreksiz yaşayamayız. Ve düşmanın göğsündeki
boşluğa bakarak atarız zafer çığlıklarını. Damarlarında kan dolaşmayanlar ve
gözlerini soğutmuş olanlar ihanet çemberinde, düşmanımızdır bizim. Ve teslim
olmalarına bile izin vermeyiz onların. Çünkü her teslimiyet bizi de teslim alır
biraz.
Ey hukuksuz dil! Zakkum yürek! Yaralı hayat! Kara umut! Kopart zincirlerini
bugün ve dümdüz edilmiş şehirlerin üstünde yürü. Aç kapılarını mapusanelerin,
fabrikaların, okulların. Bırak kendini özgür ve hesapsız ve kayıtsız ve şartsız
bir dünyanın arefesine. Bayram ilan ediyorum senin iki ayağın üzerinde
doğrulduğun günü ve bir bulut ağlarken geçiyorsun bıçakların imtihanından.
Bıçaklar düzgün konuşur ve sadıktır bizim elimizde olduğu sürece. İhanet etmez
çelik ve sırtından saplanmadığı sürece bir bedene, kabulümüzdür. Dilimiz ve
sesimizdir meydanlara düpedüz çıkan ve meydanlarda dimdik duran çocuklar. Onlar
ki bayrak yerine yüreklerini taşırlar. Onlar ki ülke diye isyanlarını
gösterirler. Onlar ki isimsiz ve birbirlerine sade kelimelerle seslenen kara
bedenlerdir ki, ölmeyi ve öldürmeyi doğdukları gün öğrenirler. Biz doğduğumuz
gün öğreniriz aşkı ve durulmaz önümüzde bir şeye yürek düşürürsek. Masaya yumruk
vurur gibi ilan-ı aşk ederiz ve gerekirse gideriz masaya aklımızı koyarak.
Başkasının aklına yer yok hayatımızda. Başkasının sözcükleriyle konuşma bizimle.
Dümdüz ve dolambaçsız ve dar ve alt yazısız konuş. Ölmeye gidiyoruz çünkü. Fazla
vaktimiz yok seni dinlemeye. Ya sen de gel, ya ebediyyen sus!
İdris ÖZYOL
|