|
HABERLERDEN HABERLİ OLMAK YA DA KÖTÜMSERLİK TOHUMLARI
Psikolojik savaşın en önemli stretejilerinden birisi savaşılmakta olan halkın
arasına kötümserlik tohumlarının ekilmesidir. Kötümserlik insanlardaki güven
duygusunu tarumar ettiği için toplumun ahlaki ilkelere riayet etmesini sağlamak
epey zorlaşır. "Tanrının ölümü" ile birlikte her şeyin mübah oluşu gibi madem ki
iyi olan hiçbir şey kalmamıştır herkes ve her şey kötüye gitmektedir ve yenilgi
kaçınılmazdır o vakit kişinin kendisini zorlayarak iyi olmak ve iyilik adına
ayakta kalmasına ve inandığı değerler için sonuna kadar savaşmaya çalışmasına
gerek yoktur. Kötümserliğin sebep olduğu bu ruhi yıkıntıdan olsa gerektir hemen
bütün dinlerde kötümserlik günah sayılmıştır. Hatta buhranlar ve savaş
zamanlarında halkın arasında kötümserlik tohumları ekenler kurşuna dizilmeye
kadar varan cezalara çarptırılmışlardır.
Kötümserlik her insanda farklı tezahürlerde görünen bir mizaç olduğu gibi tek
tek fertlerin sahip olduğu kötümserlik rengi de o fertlerin oluşturmuş olduğu
milleti öteki milletlerden ayıran bir kötümserlik tonuna dönüştürür. Bu ton Türk
milleti sözkonusu olduğunda epey koyu ve kalıcı bir renk olarak çıkar karşımıza.
Hatta kötümserliğe en kolay kapılan millet olduğundan şikayet eder. Yakub Kadri
Ergenekon adlı kitabında: "...Şarkın bu hülya ve neşe diyarının, bu gürbüz ve
has evladı ruhça dünyanın en sisli iklimlerinden çıkmış kadar kötümserdir.
İnsanlığın en muhteşem ikballeri, en yüksek zaferleri, tantanaları hiçbir şey
Türk'ün kalbinde çömelen baykuşu ürkütemedi, susturamadı... "Biteceğiz,
bitiyoruz!" nakaratı bizim milli marşımızın yegane güftesidir. Ve en büyük söz
bizde meşum sözünün eşitidir... Esasen dikkat edecek olursanız bizde hele son
zamanlarda iyimser görünmek adeta bir kabalık ve bir bayağılık telakki edilmeye,
fikir ve soy yüksekliği kötümserlikte aranmaya başlandı... Hele ikide bir "adam
sende bu millet kurtulamaz bu millet bitti!" demek cesaretini gösterdiniz mi,
artık sizden büyük sizden kahraman kişi düşünülemez."
Olayları değerlendirişte kötümser bakışı daha ziyade tercih etmiş kişiler komplo
senaryolarına, herkesin göründüğünden çok başka olduğuna inanmaya her an
hazırdırlar. Olabileceklerin en kötüsünü düşünüp ifade ettikten sonra,
söyledikleri gerçekleştiğinde "ben demiştim" övüncü yeter de artar bunları mutlu
etmek için.
Günlük hayatta kendine dair olumsuz bir şey söylerken ve düşünürken "aman söz
vücut" bulur endişesini taşıyarak kötü bir şeyi ifade etmekten kaçınan insanlar
sözkonusu memleket meselesi olduğunda sözün vücut bulmasını ister gibi adeta
üstüne basa basa tekrar tekrar aynı kötümserliği ifade etmekte bir sakınca
görmezler.
Son birkaç yıldır sözün vücut bulması medya gözetiminde ve denetiminde
senaryolaştırılan haberler vasıtasıyla gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır.
Ağırlıklı olarak toplumun dindar (ne yapayım Müslümanlar diyemiyorum çünkü
ateistler bile artık kendilerinin de Müslüman olduğunu iddia ediyor.) kesimini
hedefleyen komplo senaryoları, dizi haberler yoluyla işinde gücünde olan dindar
insanları sindirmeye hedefleyen bir kötümserlik bombardımanı ifa etmektedir.
Türk milletinin mayasındaki kötümserliğe müptela tavır, bu haberleri dinleyiş ve
seyrediş sürecinde iyice ortaya çıkmaktadır. Kendini mutlu edebilecek
haberlerden habersiz kalmayı göze alan Türk insanı dünyasını karartan haberlere
adeta aşk ile bağlanmakta. Ekran karşısında geçirdiği saatlerde yaşadığı
bedbinlik ve mutsuzluk yeterli gelmeyerek herkes birbirine ertesi gün dün
yaşamış olduğu karamsar havayı nakletmeye çalışmakta.
Bir şeyin haber olabilmesi için ulaştırılan söz kadar o sözün ulaşacağı kişilere
de ihtiyaç vardır. Siz gözünüzü ve kulağınızı ruhi dünyanızı alt-üst eden
haberlere kapadığınız zaman o haberler de kendiliğinden yok olur. Diyebilirsiniz
ki, olan olmaktayken; olmakta olan şeyi benim bilmemem ne kadar doğrudur?
Üstelik ben onu bilmediğimde, o olmaya devam etmekten geri mi duracak?. İşte
işin püf noktası burada. Eski Çin generallerinin yöntemi olan savaşı savaşmadan
kazanma yöntemi karşı tarafın yanlış haberlerle "zehirlenmesine" dayanıyordu.
Olanın olmaya devam edebilmesi için tek tek kişilerin bakışlarının olmakta
olandan farklı bir noktada toplanmasına ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç medya
vasıtasıyla yanlış bilgiler ile meşgul edilen insanların doğru bilgilere
ulaşmasını engellemek üzere yapılmaktadır. Ve uygulanan bu yöntem ile çifte
kazançlar elde edilmektedir. Bu tür yayınlar olmakta olanı sakladığı gibi, en
güvenilir insanlara bile isnat edilmeye çalışılan suçlar ile insanlar iyice
tedirgin bir hale gelmektedir. Bu tedirginlik ve çaresizlik insanları daha fazla
ekrana perçinlemekte böylece medya patronları hem çamur atma kampanyasının
taşaronluğunu yaptıkları için ödüllendirilmekte hem de seyredilir olma
oranlarını artırmaktadırlar.
Bir de tersini düşünün! Malum medyanın ısıtıp soğutup yeniden sunduğu dindarlara
yönelik senaryolaştırılmış haberlerle karşılaşır karşılaşmaz elinizdeki gazeteyi
okumaktan ve almaktan vazgeçtiğinizi; tv ve radyonuzun düğmesini kapattığınızı;
sizinle bu konuları konuşmaya kalkanlara, bu senaryolara katkı sağlamamak, baskı
altına alınmış figüran vatandaş rolünü oynamak istemediğiniz için dayatılan
gündemler hakkında asla konuşmayacağınızı söylediğinizi düşünelim. O zaman yine
bazı insanların savaşmadan savaşı kazanmaları sözkonusu olabilir mi? HAYIR!
Fatma Karabıyık BARBAROSOĞLU
|