|
İNSAN ABDÜLHAMİD’İN SAKLI YÜZÜ
Sarayından “bizim ev” diye bahsedecek kadar
da mütevâzı’ kalmış olduğunu kaydetmek,
çehresini tasvîre çalışırken muvafık olur.
Nâhid Sırrı Örik
Dedem Mustafa Armağan’ın yengesi Hamide Nine, Bursa’daki evimize yatılı misafir
olarak geldiğinde biz çocukları etrafına toplar, hatıralarını anlatır, ne zaman
konu maaşların masraflara yetmediğine gelirse, takılmış plak gibi, “Ah evladım,
Sultan Hamid devrinde bir bolluk vardı! Ondan sonra hiçbir şeyde bet bereket
kalmadı” diye söylenir dururdu. Şimdilerde doğan çocuklar arasında Tayyip
isminde bir artış görüldüğü gibi, o zaman da aileler kızları olursa Hamide,
oğulları olursa Hamid ismini koymaya özenir, hatta dedem gibi hızını alamayıp
kızına Atiye ismini koyanlar da eksik olmazdı.
“Hepsini anladık da, bu Atiye de ne oluyor?” diyorsanız, bunun ilginç bir
hikâyesi var. Zira Sultan II. Abdülhamid’in insan yönüne olduğu kadar ‘Baba’
imajına da demir atar sessizce.
Burhan Felek, çocukluk hatıralarını topladığı Hayal Belde Üsküdar’da Abdülhamid
dönemine rastlayan kendi sünnet düğününde bizzat padişahın gönderdiği çeyrek
altını avuçlarına aldığı zamanki heyecanını yazar.
İster umumî, ister maruf ailelerin hususî düğünleri olsun, Rumî 19
Ağustos’ta, Padişahın cülûs gününde yapılırdı. Böylece hem Padişahın cülûsu için
şenlikler olur, hem de düğün dernek eğlencelerine başka bir revnak verilmiş
olurdu. Amma asıl dava, umumi yerlerde yapılan sünnetlerdeki çocukların beherine
Padişahın gönderdiği bir altın lira çeyreği (İhsân-ı Şâhâne) verilmesiydi. Bir
cülûsta böyle umumî düğünlerde kesilen (sünnet edilen) çocukların sayısı15-20
bin olsa bu ihsan Padişaha ancak 5 bin altına mal olabilirdi. Ama bu onun için
büyük bir propaganda, çocuklar için de büyük bir sevinç kaynağı olurdu. İşte her
sene 19 Ağustosta yapıla yapıla, sünnet mevsimi, günümüzde de Ağustos ortası ile
Eylül ortası arasına yerleşmiş kalmıştır... her çocuğun başına gelen (!) bu
macerada padişahın gönderdiği çeyrek lirayı da akşama doğru aldığımı hatırlarım.
Tahta çıkış yıldönümü olan Rumi takvimle 19 Ağustos (Miladi takvimle 31
Ağustos’a denk gelir) tarihinde toplu sünnetler düzenleten Sultan Abdülhamid,
böylece bugün dahi devam eden bir çift geleneği, yani sünnetlerin Ağustos ayında
yapılması geleneği ile toplu sünnet törenleri geleneğini başlatmış oluyordu.
Yani bugün eğer sünnet törenlerini, farkına varmadan Ağustos ayına kaydırıyorsak
ve toplu sünnet diye yaygın bir uygulama varsa, her ikisini de Abdülhamid’in
insan kalbine, özellikle de çocuk kalbini kazanma yönündeki mükemmel
stratejisine borçluyuz. Artık törenlere çeyrek altın gönderen bir Abdülhamid
Baba yok gerçi ama onun ayak izini sokaklarımızda görebiliyoruz hepimiz.
İşte “Atiye” ismini Urfa’daki bir ailenin içine kadar sokan şey, Sultanımızın,
Tanzimat’la birlikte kimyası bozulan Devlet Baba imajını diriltmek ve halka,
sahipsiz olmadıkları duygusunu yeniden aşılamak için gösterdiği olağanüstü
çabanın sonucuydu. Bürokrasinin kekre yüzüyle muhatap ola ola devlete güveni
derinden sarsılmış kitleleri yeniden sarıp sarmalayan ve kendilerini bir büyük
ailenin üyeleri, padişahı da babaları gibi görmeleri yönünde güdümleyen
Abdülhamid’in, bakanlarını ve vezir vüzerayı da yanına alarak halka o soğuk
günlerde odun kömür temin etmek için nasıl seferber olduğunu yazmıyor maalesef
tarihlerimiz.
Onlar yazmıyor diye, yapılan iyilikler karşısında kalem sonsuza kadar susacak
değil elbette. İşte Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyelerinden Nadir
Özbek, ABD’de Binghampton Üniversitesi Tarih Bölümü’nde hazırladığı doktora
tezinde, Abdülhamid’in bu yardımsever yönüne büyüteç tutuyor ve sonuçta ortaya
inanılması güç bir tablo çıkıyor: Aydınların Kızıl Sultan dedikleri Abdülhamid’i
halkımızın hâlâ neden bu denli sevdiğinin ipuçlarını buluyoruz bu kitapta.
Görelim mi ipuçlarından birkaçını?
Önce şu “atiyye” meselesi... Atiyye-i seniyyeler, padişahın geniş bir kitleye
sunduğu hediyelerdir. Bu hediyeler elbette sünnet düğünlerinde çocuklara birer
çeyrek altın göndermekle sınırlı kalmamış, mezuniyet törenlerinde öğrencilere
hediye kitap göndermekten tutun da, Üsküdar’da itfaiyeci Mehmet Efendi’nin 7 – 8
yaşlarındaki zavallı sakat kızına protez bacak yaptırmaya kadar uzanan gerçek
bir yardım seferberliğine dönüşmüştür.
...................................
Mustafa Armağan |