|
MASAL MASAL İÇİNDE
.......................
“Yaptıklarıma yabancı olmayanlar bu dökümün içinde kullandığım pek çok motifi
bulacaklardır: Kardeşler arası rekabet, kahramanın saflığı, işlerin aşılarak
yerine getirilmesi ve bütün işlerin işe koşanın öldürülmesiyle sona ermesi;
Proitos’un danışmanı (Polyeidos ‘çok şekilli’ anlamına geliyor); romantik üçgen,
falan filan. Ama bana en çok hitap eden iki ana imge oldu –Pegasus ve Khimaira.
Bu mit üzerine kurulmuş komik bir novella canlandırdım kafamda; Perseusname’ye
bir eşlikçi belki. Bunu yazabilmek için daha büyük ve karmaşık bir proje olan
Mektuplar adındaki bir romanı bir kennara bıraktım- kendimi kurtarmaya
çalıştıkça daha da battığım sonsuz bir notlar, planlar, yanlış başlangıçlar
bataklığına dönüşmüştü zaten. Umutla daha basit olan projeye yöneldim,
durmaksızın bir buçuk yıl üzerinde çalıştım –ne yazık ki o da bir bataklığa
dönüştü, bir sürü manevi akçeyi de boşa ziyan etmiş oldum. Bunu Yazar
Tıkanıklığı denen meşhur hastalığa ilk kez yakalanmam takip etti; yirmili otuzlu
yaşlarımın kibiriyle kendimi ona karşşı bağışık sandığım bir illet; habis bir
kitleyi inceler gibi büyük bir merak ve had safhada korkuyla inceledim onu. Uzun
bir zaman ne olduğunu anlayamadım –ama İnayet ihsan edilip de sonra ellerinden
alınan mistiklerin neden yasa büründüklerini gayet iyi anladım. Belli bir
sannatçının bir senede gücünün azaldığını ya da çekildiğini farketmesi dünya
için pek de öyle büyük bir mesele değil doğrusu; oysa her ne kadar yeteneği az
olsa da sanatçının kendisi için yaratıcı güç ruhunun günlük hayatı için cinsel
güç kadar hayati bir şey- bu en azından bir erkek için İnayet kadar karşı konmaz
bir benzetme ve o ölçüde de tehlikeli.
Zamanla beni neyin hasta ettiğini anlamaya başladım, sanırım; zaten hastalık da
geçti –dünya açısından bakılırsa pek fark etmez ama beni çok rahatlattı- ve
eskisi gibi yoğun bir biçimde yazar buldum kendimi. Ne yazdığım başka bir
hikâye, şimdi bizi ilgilendirmiyor; bu küçük kişisel devreyi bugünün dersine
giriş olarak anlattım; Tümüyle gayri şahsi bir edebi estetik ilkesi, ki onun
doğasını anlayınca Bellerophon hikâyesinde çektiğim zorluk aydınlandı ve sanırım
hem bataklıktan hem de mitten kurtuldum.
“Genel ilkenin, kanaatimce, sıradan eleştiri sözlüğümüzde hiçbir adı yok; ben
bunu Metaforik Vasıtalar ilkesi olarak düşündüm, yazarın metninin mümkün
olduğunca fazla öğesini ve yönünü simgesel olduğu kadar dramatik değerlerle
donatmasını kastediyorum: Sadece hikâyenin ‘biçimi’, anlatısal bakış açısı, ton
ve benzerlerini değil, başarılabildiğinde bizatihi türü, tarzı ve ortamı, anlatı
sürecinin ta kendisi –sanat eserinin gerçeğini örnek vereyim:?”
..............................
John Barth |