YÂFES  ÇELEBİ  HAZRETLERİNİN 

GÖRÜLEBİLEN  MENKIBELERİNDEN  BAZILARININ

BİLDİRİLMESİ  HAKKINDADIR

 

Kuledibi’ndeki Tamburlu kıraathanenin, çoğunlukla ariflerden, güngörmüşlerden, sohbet ve kelâm ehillerinden olan ahalisi, asırların tüketemediği bu yorgun dünyanın binbir halini yadedip onda baki kalan hoş ve nâhoş sedalardan dem vururken, laf dönüp dolaşıp çoğu kez bir zamanların Yâfes Çelebi’sine gelirdi. Râviyân-ı ahbar ve nâkilan-ı âsâr kâh hayretü minnet, kâh nefretü ibretle şunları rivayet ve hikâyet ederlerdi.

 

Yâfes nam bu çelebi Tophanevî idi, bedesten esnafları onun Saraçhaneli olduğunu, mahlasının da Seyfî olduğunu nice sonra tellallarla ilan ve defterlerde beyan etmişlerse de sonuçta taşralı değil İstanbulî idi. Kazasker’deki demirciler çarşısında, Sultan Abdülaziz devri saltanatlarında bile onun adını hatırlayan ustalar çıkmıştı. Fakat hatırladıkları, çehrelerine öfkeden kan hücum etmesinden belli olur, o anda kendilerine yüz kuruş bile verilse meşum saydıkları o ismi ağızlarına almazlardı. Bu öfkenin sebeplerine dair rivayetler muhteliftir. Kılınç dövme snatında asrının pîri kabul edilen Hacıkadınlı merhum Deli Bekir’den ikinci kalfası Kul Rıza’nın naklettiğine göre Yâfes Çelebi, daha ter bıyıklı, ayva tüylü, paluze tenli bir delikanlı iken demirciler çarşısında Zekeriya Ustanın elini öptükten sonra çıraklığa kabul edilmişti. Örsü, çekici ve körüğü usül vuran bir kudümcü gibi kullanmayı, kızgın demiri bir kadın gibi tavına getirmeyi, kılınç yumurtasını döverken efsunlu şarkıları uygun makamla okumayı, çeliğe öküz idrarında çifte su vermeyi ve kılıncı tizapla parlatmayı orada öğrendi. Mahareti kısa zamanda o kadar arttı ki, onun yaptığı bir yatağanı kullanan otuzikinci orta çorbacısı gazada hasmına hamaylı çekince, yani adamı sağ omuzundan belinin soluna kadar ikiye bölünce, gelip bu muhteşem silahı döven ustanın elini öpmek istedi. Fakat karşısına, Zülfikâr’ın sırrına vakıf ak sakallı bir pîr yerine, çıka çıka ayva tüylü bir civan çıktı. Sükûtu hayale uğrayan yeniçeri, yastıklı bıyıklarını burduktan sonra ona kesesinden tam kırkbir akçe bahşiş ihsan etti. Olay tez zamanda duyulunca, istikbal vaadeden bu genci esnaf şeyhi görmek istedi. Delikanlı ustasıyla gidip bu yaşlı adamın elini öptükten üç gün sonra, yiğitler, kethüdalar ve bizzat şeyh huzurunda gülbankı Allah Allah çekilip peştemalı beline bağlandı, gediği bağışlandı, esnaf sandığından akçesi verilerek dükkânı açıldı. Gel gör ki ne olduysa bundan sonra oldu. Yâfes Çelebi’nin dükkânından önce semaî, ardından sofyan, ve nihayet aksak usulde çekiç sesleri duyuldu. Aradan böylece tam bir hafta geçtikten sonra, hem de bir mübarek ramazan günü, çarşının ustaları, kalfaları, ayakçıları ve hadsiz hesapsız amelesi, tam da orucun başlarına vurduğu iftar öncesi saatlerde Yâfes Çelebi’nin dükkânına tuhaf bir kılıncın asılmış olduğunu gördüler. Birdenbire hepsinin gözleri dönüverdi. Çünkü erbabı, makası andıran bu tuhaf kılıncın nasıl kullanılacağını hemen anlamıştı. İki elle kavranan bu silahın kabzası çekildiğinde namlusu tıpkı bir makas gibi ikiye ayrılıyor, hamle yapan rakip kılıncı bu sayede karşılamaklar kalmıyor, kabza itilir itilmez kapanan namludaki kancalar sayesinde onu yakalıyordu da. Böylece zaptedilen rakip silahı kırmak ya da hasmın elinden düşürmek için, kılıncı ekseni etrafında çevirmek yetiyordu. Bu kepazeliği gören esnafın cinleri tepesine üşüşmüştü. Hele hele, onların sert tepkilerine önceden hazırlık yaptığından mıdır, Yâfes Çelebi’nin gürültüye pabuç bırakmadığını, dikkafalılık edip yine bildiğini okuduğunu gördüklerinde küplere bindiler. İçlerinden biri koşup durumu hemen şeyhe bildirdi. O sırada hamamda olan şeyh, kethüda ve yiğitbaşlarını da yanına alıp çarşıya geldiğinde, kılıncı görür görmez yere yığılıverdi. Adamcağızın sol yanına inme inmişti. Ağız dalaşı bu nedenle arttıkça arttı. Bir peykeye yatırılan şeyh ona, ahrette iki elinin yakasında olacağını söylüyordu. Neden sonra ondan yanına yaklaşmasnı istedi. Yâfes Çelebi kendisine emredileni yapar yapmaz yattığı yerden şeyh, geleneksel usüleri bırakarak bu mertlikle bağdaşmaz kılıncı er meydanına sokan kalleş ustanın suratına okkalı bir tokat patlatıp gediğini iptal etti. Örf ve âdetlere karşı gelip zanaate bid’at getiren Yâfes Çelebi’nin peştemali belinden böylece çözüldü.

.......................

İhsan Oktay ANAR

 

Geri Ana Sayfa Arkadaşına Gönder

Yukarı