|
SEN OLSAYDIN YAPMAZDIM, BİLİYORUM
..........................
Bana şiir yazmanın bu ülkede geçersiz birşey olduğunu söylediler, kim bilir kaç
kez, daha küçücük bir kızken, üstünde Japon resimleri olan defterimi
bulduklarında bile söylediler. Ne olduğunu anlamadıkları, arka arkaya dizilmiş
sözcükleri şiir sandılar çünkü. Annem o defteri aldığı ve saklamadığı için
yazdıklarımı hatırlamıyorum – kırmızı / deniz / çıngırak / sis / misafir kız /
kurabiye çocuk / balıklı havuz- o geceyi, yatağımın altında defterin bulunduğu
günün gecesini, duyduğum acıyı ve ölme isteğini iyi hatırlıyorum ama. Öylece
yattım, tavana bakarak, artık hayâl kurmadım, birşey düşünmedim ve bir daha o
yataktan hiç kalkamayacağıma inandım. Arka arkaya dizilmiş sözcükler, hayal
kahramanları, kendi kendime kurduğumdünyalar... Hepsi yasaklanmıştı.
Silinip gitmiş bir gece. Yaşamımdaki binlerce geceden biri. Ama çok küçükken,
beni yalnızca koruyacağına inandığım birinden bunca korkmanın bedelini çok ağır
ödedim. İçinde yalnızca sözcüklerin olduğu bir defter yüzünden hâlâ herkesten
korkuyorum, hep birileri yatağımın altına bakacak, gizli sözcüklerimi bulacak ve
beni yaralayacak sanıyorum.
Nevit’in bir daha gelmeyeceğini anladığım, sanki birdenbire içimim paramparça
olduğu o gün bu evde, kente ve denize uzaktan ve tepeden bakan salonda, büyük
pencerelerin önünde durup hayatımın ne kadar az sözcüğe dönüştürülebileceğini
düşündüm. Öylesine yaşamımıza girmiş, anlaşılmaz rastlantılarla bizden bir parça
olmuş, bir başka yerde değil de burada, bir başkası değil de ben olmamı sağlayan
birkaç insan, birkaç anı, birkaç sözcük...
Burada, bomboş bir evde – herşeyi beraberinde götürmüştü sanki- cama burnumu,
ellerimi yaslamış duruyordum, yağmur neredeyse başlayacaktı, üşüyordum. Sonra
telefon çaldı. Işığı kapadım. Yere oturdum.
...............................
Kürşat BAŞAR
|