|
HERŞEYİN BİTTİĞİ AN
Thomas Edison'un
laboratuvarı 1914 yılının Aralık ayında yanmış. Zararın iki milyon doların
üzerinde olmasına karşın, bina sadece 238. 000 dolara sigortalıymış, çünkü bina
betondan yapıldığı için yanmaz olduğu düşünülüyormuş.
O soğuk Aralık
gecesi Edison'un yaşamı boyunca yaptığı çalışmaların büyük bir kısmı kül olmuş.
Ertesi sabah 67 yaşındaki Edison yanıp kül olan laboratuvarına bakıp şunları
söylemiş:
"’Bu felaketin
değerini bilmemiz gerek. Bütün hatalarımız yandı, kül oldu. Şükürler olsun
Tanrıya, herşeye yeniden başlayabiliriz. "
Yangından tam üç
hafta sonra Edison Fonografı bulmuş.
Büyük bir felaketin karşısında Edison'un gösterdiği olgunluğu göstermek çoğumuz
için mümkün olmayabilir. Asıl önemli olan her gün karşılaştığımız küçük
felaketler karşısında savaşmaya devam edecek gücü bulabilmektir.
Küçük felaketlere
rağmen cesaretini kaybetmeme gücünü yine her gün karşımıza çıkan küçük
mucizelerde bulabiliriz. Günün sonunda geriye dönüp baktığımızda, felakete
dönuşebilecek olayların bir şans veya mucize eseri gerçekleşmediklerini görmek
hiç de zor değildir. Felaketlerle mucizelerin arasındaki ince çizgiyi
farkettiğimiz zaman aslında ne kadar şanslı olduğumuzu anlayabiliriz.
Hepimizin başına
gelmiştir: Kapısını açık unuttuğunuz halde çalınmayan araba, gaz sancısı olduğu
anlaşılan kalp krizi, elinizden düşüp de kırılmayan bardak, en sıkışık zamanda
pantolonun cebinden çıkan para, elektrik kesilmeden birkaç saniye önce
kaydettiğiniz dosya, sizin arkasından koştuğunuzu farkederek duran otobüs
şöförü, kapağı açık unutulan fakat mürekkebi bittiği için çantanıza akmayan
dolma kalem, gece uğradığınız bakkalda bulduğunuz son ekmek, tam size
çarpacakken aniden durmayı başaran araba, yangın büyümeden bastıran sağnak
yağmur, son anda iptal edilen çalışamadığınız sınav, üstünüze değil de yere
dökülen kaynar çay, en sıkıntılı anınızda gelen güzel haber, kaybettiğinizi
zannederken beklenmedik bir yerden çıkan kıymetli eşyanız, evinizden
çaldıklarını satamadan yakalanan hırsız, yola fırlarken yakaladığınız küçük
çocuk, kırılan fakat parçalanmayan cam, elinizi kesmeyen kör bıçak ve bunlar
gibi daha yüzlerce küçük mucize günümüzün her anında bizi bekler.
Biz bunları mucize
olarak görmek yerine şansımıza bağlar ve önemsemeyiz. En küçük felaketi
büyüterek perişan olurken, mucizeleri küçük görmek ne yazık ki doğamızda vardır.
Hayatımız böyle
küçük mucizelerle doluyken karşılaştığımız küçük felaketler karşısında belki
daha metin olabiliriz. Sonuna geldiğimiz her günde aslında mucizelerin
felaketleri kat kat aştığını görebilirsek belki ertesi gün hiçbir şey olmamış
gibi hayatımıza devam edebiliriz.
Felaketler büyük
olsun, küçük olsun her zaman bir çarenin bulunduğunu hatırlayabilirsek belki
Edison gibi cesur davranabiliriz. Aslında tüm felaketlere göğüs gerebilecek güce
sahip olduğumuzu ve bu gücün de hergün karşılaştığımız mucizelerde saklı
olduğunu bilirsek belki acılara bakıp gülümsemeye devam edebiliriz.
Ve ne olursa olsun
aslında şanslı olduğumuzu düşünebiliriz. Herşeyin sonu gibi görülen her anın
devamında bir hayat yatar. Sonların aslında yeniden başlangıçlar olduğunu görmek
hepimizin elindedir. Hayatınızdaki mucizelerin felaketlerden daha fazla olması
dileğiyle.
*** |