|
NAZAR
Gece, Leylâ’yı ayın
on dördü,
Koyda tenhâ
yıkanırken gördü.
“Kız vücûdun ne
güzel böyle açık!
Kız yakından göreyim
sâhile çık!”
Baktı etrâfına
ürkek, ürkek
Dedi: “Tenhâda bu
ses nolsa gerek,”
“Kız vücûdun sarı
güller gibi ter!”
Dedi: “Tenhâda bu
ses nolsa gerek?”
Aranırken ayın ölgün
sesini,
Soğuk ay öptü beyaz
ensesini.
Sardı her uzvunu bir
ince sızı;
Bu öpüş gül gibi
soldurdu kızı.
Soldu, günden güne
sessiz, soldu!
Dediler hep: “Kıza
bir hâl oldu!”
Tâ içindendi gelen
hıçkırığı,
Kalbinin vardı derin
bir kırığı.
Yattı, bir ses
duyuyormuş gibi lâl.
Yattı, aylarca devâm
ett bu hâl.
Sindi sîmâsına akşam
hüznü.
Böyle, yastıkda
görenler yüzünü,
Avuturlarken uzun
sözlerle,
O susup baktı derin
gözlerle.
Evi rüzgâr gibi bir
sır gezdi,
Herkes endîşeli bir
şey sezdi.
Bir sabah söyledi
son sözlerini,
Yumdu dünyâya elâ
gözlerini;
Koptu evden acı bir
vâveylâ,
Odalar inledi:
“Leylâ! Leylâ!”
Geldi köy kızları,
el bağladılar...
Diz çöküp ağladılar,
ağladılar!
Nice günler bu
şeâmetli ölüm,
Oldu çok kimseye bir
gizli düğüm;
Nice günler bakarak
dalgalara,
Dediler: “Uğradı
Leylâ nazara!” |