|
DENİZ
Bir gün deniz
ölgündü. Bir oltayla balıkta,
Kuşlar gibi yalnız,
yapayalnızdım açıkta.
Şehrin eleminden bir
uzak merhaledeydim,
Fânîleri gökten
ayıran perdeye değdim.
Rüzgârlara benzer
bir uğultuyla sulardan,
Sesler geliyor
sandım ilâhî kuğulardan.
Her an daha coşkun,
daha yüksek, daha gergin,
Binlerce ağızdan bir
ilâhî gibi engin
Sesler denizin
ufkunu uçtan uca sardı,
Benzim, ölümün şi'ri
yayıldıkça, sarardı.
Kalbimse bu
hengâmede kuşlar gibi ürkek,
Kalbim heyecandan
dedi: "Artık dönelim, çek!
Kâfî!.. Ölülerden
gelen âhenge kapılma!"
Birdenbire hissettim
ufuktan bir atılma.
Baktım ki deniz
insanı durgun suyu yardı,
Bir dev gibi mûnis
ve yosun saçları vardı.
Durdum, dedi:
"Mâdam ki deniz
rûhuna sır verdi sesinden.
Gel kurtul o dar
varlığının hendesesinden!
Son zevkin eğer aşk
ise ummâna karış, tat!
Boynundan o cânan
dediğin lâşeyi silk, at!
Kirpikleri süzgün o
ihânet dolu gözler,
Rikkatle bakarken
bile bir fırsatı özler.
Aldanma ki sen bir
susamış rûh, o bir aç;
Sen bir susamış rûh,
o bütün ten ve biraz saç.
Ummâna çıkar burda
bugün beklediğin yol,
At kalbini girdâba,
açıl engine, rûh ol!" |