|
AÇIK DENiZ
Balkan şehirlerinde
geçerken çocukluğum;
Her lâhza bir alev
gibi hasretti duyduğum.
Kalbimde vardı
"Byron"u bedbaht eden melâl!
Gezdim o yaşta
dağları, hulyâm içinde lâl,
Aldım Rakofça
kırlarının hür havâsını,
Duydum akıncı
cedlerimin ihtirâsını,
Her yaz, şimâle
doğru asırlarca bir koşu...
Bağrımda bir akis
gibi kalmış uğultulu...
Mağlûpken ordu,
yaslı dururken bütün vatan,
Rü’yâma girdi her
gece bir fâtihâne zan.
Hicretlerin
bakıyyesi hicranlı duygular,
Mahzun hudutların
ötesinden akan sular,
Gönlümde hep o zanla
berâber çağıldadı,
Bildim nedir
ufuktaki sonsuzluğun tadı!
Bir gün dedim ki
istemem artık ne yer ne yâr!
Çıktım sürekli
gurbete, gezdim diyar diyar;
Gittim o son diyâra
ki serhaddidir yerin,
Hâlâ dilimdedir tuzu
engin denizlerin!
Garbin ucunda, son
kıyıdan en gürültülü
Bir med zamânı,
gökyüzü kurşunla örtülü,
Gördüm deniz
dedikleri bin başlı ejderi;
Gördüm güzel
vücûdunu zümrütliyen deri
Keskin bir ürperişle
kımıldandı anbean;
Baktım ve anladım ki
o ejderdi canlanan.
Sonsuz ufuktan âh o
ne coşkun gelişti o!
Birden nasıl
toparlanarak kükremişti o!
Yelken, vapur, ne
varsa kaçışmış limanlara,
Yalnız onundu
koskoca meydan ve manzara!
Yalnız o kalmış
ortada, âsi ve bağrı hûn,
Bin mağra ağzı
açmış, ulurken uzun uzun,
Sezdim bir âşinâ
gibi, heybetli hüznünü!
Rûhunla karşı
karşıya kaldım o med günü,
Şekvânı dinledim,
ezelî muztarip deniz!
Duydum ki rûhumuzla
bu gurbette sendeniz,
Dindirmez anladım
bunu hiçbir güzel kıyı;
Bir bitmeyen
susuzluğa benzer bu ağrıyı. |