|
AĞIT
Her şey güzeldi bir
zaman, çok önce
Şehirler, insanlar,
güneş deniz
Mutluluğumu
görebilirdiniz
Çökmeseydi içime bu
son gece
Her şey bir anda
bitmeseydi, yazık
Olmasaydı gençliğime
aptalca
Belki de o yerlere
varırdık
O uzak dağlara ulu:
koskoca
Orada her şey
değişirdi belki
Açardı umutlarımız
bakarsın
Ateş rengi, kan
rengi güller gibi
Toprağında kimbilir
hangi aşkın
Oysa şimdi nerdeyiz,
neyiz bak
Her umut
belirtisinden uzağız
O sevilmiş gözlerde
saf ve berrak
Bir ayna bile yok
bakacağımız
Her şey kurşuni bir
renk almış, soğuk
Bozkırlardır uzayan
önümüzde
Kime baksan o yüz:
veremli, soluk
Tek mavi kalmamış
gökyüzümüzde
Her yerde bitmişliği
güzelliğin
Kum kamyonları
putreller betonlar
Sonra ta beşikten
mezara değin
Sıfırlar, yüzler,
binler ve milyonlar
Hadi öl bakalım
ölebilirsen
Zincirlerle
bağlıyken yaşamaya
Omuzla yükünü, hadi
yalnız sen
İsterse gücün
olmasın taşımaya
Yenik düşmüşüz işte
gerçek ortada
Çökmüş boynumuza
zulmün elleri
Bir tutsak, bir
dolap beygiri ya da
Bir mahkum gibiyiz
kaç yıldan beri
Yargıç hükmünü
çoktan vermiş oku
Boynundaki yaşamak
fermanını
Yaşamak sonra ölmek;
iki korku
Geri getirmezken bir
anını
Terkedilmiş
şehirleri bilirsin
Bilirsin gömülmüş
uygarlıkları
Ve düşün ki;
patlaması bilincin
Yırtmaya yetmiyor
karanlıkları
Öyleyse çek sapla
göğe bıçağını
De ki; benim işim
tanrılıktan güç
Benim hem yüksek,
hem en aşağı
İşte ellerimde
sonsuzluk ve hiç
De ki; Ömür verdin;
en büyük yalan
De ki; Beden verdin;
içi boş ve kof
İşte! Yüce eserin,
işte insan
Ve yırt göğsünü,
bağır: Of Tanrım of. |