|
SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE
***
Gelin gülle
başlayalım atalara uyarak
Baharı kolayarak
girelim kelimeler ülkesine
Bir anda yükselen
bir bülbül sesi
-Erken erken karlar
ortasında
Güneş dönmüş ışık
saçan bir yumurta-
Bana geri getirir
eski günleri
...Paslanmış demir
bir kapı açılır
Küf tutmuş kilitler
gıcırdarken
Ta karanlıklar
içinde birden
Bir türkü gibi
yükselirsin sen
Fısıldarım sana
yıllarca içimde biriken
Söyleyemediğim
ateşten kelimeleri
Şuuraltım patlamış
bir bomba gibi
Saçar ortalığa
zamanın
Ağaran saçın toz
toprağını
Bana ne Paris'ten
Newyork'tan
Londra'dan
Moskova'dan
Pekin'den
Senin yanında
Bütün türedi
uygarlıklar umurumda mı
Sen bir uygarlık
oldun bir ömür boyu
Geceme gündüzüme
Gözlerin
Lale Devrinden bir
pencere
Ellerin
Baki'den Nefi'den
Şeyh Galib'den
Kucağıma dökülen
Altın leylak
***
Ölüler gelmiş
çitlembikler sarmaşıklarla
Tırmanmışlar
surlarıma burçlarıma
Kimi ırmaklardan
yansıma
Kimi kayalardan
kırpılma
Kimi öteki dünyadan
bir çarpılma
İçi ölümle dolu
Dönen bir huni
Doğarken güneş
Kesilmiş ölü
yüzlerden
Bir mozayik
minyatürlerden
Dokunur tenimize
Soğuk bir azrail
ürpertisiyle ay
Ve birden senin
sesin gelir dört yandan
Menekşe kokulu
sütunlardan
Komşu dağlardaki
nergislerden leylaklardan
Gözlerine ait
belgeler sunulur
Ey aşkın kutlu
kitabı
Uçarı hayallere
yataklık eden
Peri bacalarının
yasağı
Gönlümün celladı acı
mezmur
Bana bıraktığın
yazıt bu mudur
Ölüm geldi bana
düğün armağanın gibi
Senden bir gök
Senden yıldızlar
ördüler
Ateş böcekleri
O gece dört yanıma
Ey bitmeyen kalbimin
samanyolu destanı
Sen bir anne gibi
tuttun ufukları
Ve çocuklar gülle
anne arasında
Seninle güller
arasında
Tuhaf bir ışık bulup
eridiler
Çocuklar dağ
hücrelerinde erdiler
Aramızdaki sırra
Bir de ay ışığında
büyüyen fısıltılar
Gençlik monologları
Seni alıp kaybolmuş
zamanın çağıltısından
Bana getiren
Yasamız vardı
Öfkeyle yazardın sen
bir yüzüne
Ölür ölür okurdum
öbür yüzünde ben
|