|
HİCRANLI YILLAR (*)
Hazânla geçti
yıllar, aylar Muharrem gibi,
Yollara dökülüp
bekleyen gözler pek yorgun.
Girdapla iç
içeydiler, girdap ki yok dibi,
Ruh sarsık, gönül
hafakanlı, düşünce durgun...
Yasla buruk
dudaklarda kederli besteler,
Sînelerde sessiz
çığlık, dimağlarda hummâ..
Ve hergün poyrazla
gelen hüzünlü bir haber,
Biz bize hasm
olmuştuk, yaygındı bu muammâ...
Çözülüş çok kadîm..
sanıldığından da erken;
Bu kara günleri
sezmiştik gün ortasında.
Ay uykuya dalıp
güneş ufukta sönerken,
Uyanmıştık ama, iki
ateş arasında...
Şimdi yeni iklimlere
açılan yelkenler,
Bir uzun sefere
azmetmiş gibi yürekten;
Bu hülyâlı
mâviliklerde tüllenen günler,
Mutluluk bestesi
söylüyor ışıktan, renkten.
Bir kasvetli
rüyâdayız şu anda, bu gerçek;
Önümüzde
aydınlıklara açık bir çağ var.!
Gece koyulaşsa da
birgün şafak sökecek..
Ve dalganacak rüzgâr
bekleyen bayraklar.
Azmet, azmet ki
göründü yer-gök sultanlığı,
Yılma uçurumlar gibi
görünen boşluktan;
Yakala çağlar
arasında o Altın Çağ’ı!
Peygamber safına
gir, kurtul uyuşukluktan..! |