|
EBEDİYETE UYANANLAR
Yeni bir mevsim
kızarıyor, günler şivekâr;
Rüyâlardaki o güneş
çehreli nevhayâl,
Otağını kuracak bir
âsûde yer arar..
İşveyle çağırıyor
onu koylarda bahar,
Rûha hayat üfleyen
tatlı mûsikîsiyle,
İsrâfil’in sesi,
seslerin en nefîsiyle.
Ne hazân endişesi,
ne de hüzünlü melâl...
Ümît iklimi her
yanda sırça şadırvanlar,
Nur akıyor
musluklarından, içenler mahmûr..
Bu yerde bir bir
ebediyete uyananlar
Her lâhza ayrı bir
vuslat hazzını duyanlar,
Sevdâya kanat
açarlar inançla şen-şakrak;
Ufuklarında ağaran
pırıl pırıl şafak,
Ererler hayat suyuna
ellerinde fağfûr...
Bilmezler ne gurûb
ânını, ne son baharı,
Kol gezer
kehkeşânlar, gezdikleri yerlerde..
Her mevsim yaşarlar
o güneş yüzlü çağları,
Cennetlerdekine denk
tatlı hâtıraları;
Ruhları büyülenerek
bir bilinmez hazla,
İki büklüm olup
inlerken binbir niyâzla;
Tüllenir solmayan
güzellikler perde perde...
Bir de hep melâle
açık karanlık ruhlar var,
Yıllarca yaşasalar
da yine ömür kısa!
Stresler, hafakanlar
ve bitmeyen “eyvâhlar,”
Yaşarken çeker,
giderken inler ve ağlarlar..
Önlerinde dağ, dağın
arkasında yine dağ,
Sel almış ovaları,
her taraf bir vîranbağ,
Gönüllerde
ümîtsizlik, dimağlarda tasa... |